KİTAPLAR DERS PLANLARI AKADEMİK ÇALIŞMA BİLİMSEL TOPLANTI BİLİMSEL MAKALELER YABANCI DİLDE MAKALELER DİĞER MAKALELER

PROF.DR.MEHMET ZEKİ AYDIN'IN DİĞER MAKALELERİ

Ramazan'ın son on günü cehennem azabından kurtuluş vakti...

RAMAZAN'IN SON ON GÜNÜ CEHENNEM AZABINDAN KURTULUŞ VAKTİ

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın

Ramazan ayı, içinde barındırdığı Kadir gecesiyle, müminlere izzet-i ikram olarak sunulmuş huzur ve bağışlanma zamanıdır. Efendimiz (sas), "Ramazan; evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtulma ayıdır." buyuruyor. Bu mübarek ayın sonuna yaklaşsak da bereketinden faydalanmak için daha on günümüz var. Bugünlerde af ve mağfiret kapıları sonuna kadar açık...

Günlük hayatımızda kullandığımız "Sayılı gün çabuk geçer." ifadesinin esasında psikolojik bir temeli var. Bizi terk edip gitmesini istemediğimiz günler, su gibi akıp geçiyor. On bir aydır hasretle beklediğimiz Ramazan ayının sonlarına yaklaştık. Ramazan, bu ayın Allah katındaki değerini, bu ayda yapılan ibadetlerin sevaplarının katlanarak geri döneceğini bilen bir Müslüman için gerçekten hızlı geçiyor. Neyse ki, on günümüz daha var. Manen temizlenmek için bir fırsat niteliğinde bir on gün...

Devamı

Çocukları Oruç Tutmaya Nasıl Alıştırabiliriz?

ÇOCUKLARI ORUÇ TUTMAYA NASIL ALIŞTIRABİLİRİZ

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın

Çocuklarının Ramazan ayında oruç tutmasını isteyen anne babalar öncelikle Ramazan'ın gelişini sevinçle karşılamalı ve bunu çocuklar tüm davranışlarımızda görmelidir.

Bu kutlu ayı sevinçle karşıladığımızı hoşnutluğumuzu, sevincimizi yansıtmalıyız. Çocuklar ailelerinde ve çevrelerindeki oruç tutanlara heveslenebilirler, anne-baba çocukların heveslerini kırmadan ama sağlıklarını bozmadan orucu anlatabilir ve gerekirse oruç tutmalarına izin verebilirler. Bu zevkten, bu mutluluktan çocukları mahrum etmemek lazımdır. Tutulan oruçlardan, kılınan namazlardan dolayı çocuklar tebrik edilebilir, ödüllendirilebilir. Burada amaç, çocuklara farz olmadığı hâlde oruç tutturmak değil, oruç ibadetini kavratabilmek, sevdirmek ve alıştırmaktır. Ramazan'ın rahmet ve huzur iklimini, çocuklar acı bir ilaç gibi değil, bir zevk olarak algılamalıdır.

Çocuklarımıza Ramazan ayında pek çok yönden diğer zamanlardan daha iyimser ve şefkatli bir ortam sunmak için çabalamalıyız. Bu güzel rahmet ayında çocuklarımıza karşı asla sinirli, telaşlı, hoşgörüsüz davranmamalıyız. Aksi durumda ibadetlerin insan üzerinde uyandırdığı yüce, güzel duygu ve düşünceleri onlara kabul ettirmekte hiç şansımız kalmayabilir.

Devamı

Ramazanı Ailece Dolu Dolu Yaşamak

RAMAZANI AİLECE DOLU DOLU YAŞAMAK

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, büyükler için olduğu kadar çocuklar açısından da Ramazan ayının önemli olduğunu belirterek, "Ramazanı aile içi iletişime vesile yapmak için dolu dolu yaşayabiliriz" dedi.

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, büyükler için olduğu kadar çocuklar açısından da Ramazan ayının önemli olduğunu belirterek, "Ramazanı aile içi iletişime vesile yapmak için dolu dolu yaşayabiliriz" dedi.

Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, Aa muhabirine yaptığı açıklamada, ramazanı birey, aile, toplum olarak dolu dolu yaşamak için yapılabilecek çok şey olduğunu söyledi.

Büyükler için olduğu kadar çocuklar açısından da Ramazan ayının önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Aydın, "Ramazan ayını dolu dolu yaşamak için, Ramazan ayı gelmeden önce evde bir tatlı telaş yaşanmalı ve bu telaş çocuğun dikkatini çekmelidir. Böylece çocuk, bu değişimi görmeli ve merak etmelidir. Çünkü merak öğrenme için önemlidir" diye konuştu.

Devamı

Çocuğuma Kur'an'ı Sevdirmek İstiyorum

ÇOCUĞUMA KUR'ANI SEVDİRMEK İSTİYORUM

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın   

Kur'an okumak hep yaz aylarının sıcaklığına, tatile denk geliyor ve çocuklar Kur'an öğrenmede zorlanıyor. Çocuklara Kur'an-ı Kerim'i nasıl sevdirebiliriz?

Öncelikle bu sorunun altında çocukların Kur'an okumalarından memnuniyetsizlik ya da yetersizlik düşüncesi olduğunu tahmin ediyorum. Elbette Müslüman bir anne baba olarak çocuklarımızın Kur'an okumasını istemek, beklemek güzel bir davranıştır. Ancak çocukların durumlarını, şartlarını düşündüğümüzde onlardan beklentilerimizin oldukça fazla olduğunu söyleyebilirim. Toplumumuzda Kur'an-ı Kerim okumayı bilenlerin çoğu ilk defa Kur'an okumayı yaz kurslarında öğrenir. Yaz kursları böyle bir hizmeti yürütürken buralara devam eden çocuklarımıza baktığımızda bunların, tatil haklarından keserek Kur'an kursuna gittiklerini görmeli ve takdir etmeliyiz. Çocuklarımızdan beklentilerimizi yüksek tutarak ne kendimizi ne de onları üzelim. Peki ne yapalım derseniz. Öncelikle hepimiz bu sorunu temelinden çözmek için çareler arayalım. Yaz kurslarıyla ilgili çok güzel çalışmalar var. Bunları takdir edelim, teşvik edelim, destek olalım. Hocalarımız sevdirmeye çalışıyorlar ebeveynler olarak onlara destek olalım.

Devamı

Dostlarımızın hakları

DOSTLARIMIZIN HAKLARI

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

"Dostluk¸ iyilik ve samimiyet üzerine kurulur. Bu nedenle¸ Müslüman¸ sevdiği arkadaşının iyiliğini istemeli¸ yardım etmeli onu malı¸ dili¸ kalbi ve davranışlarıyla desteklemelidir."

İnsan olarak hepimizin dosta ihtiyacı vardır. Dost olmak¸ dost bulmak zordur ama dostluğu devam ettirmek daha zordur. Dostlarımızla ilişkilerimizi devam ettirebilmek için onların hakkını gözetmemiz gerekir. Evet¸ her konuda haklar görevler olduğu gibi dostların da birbirleri üzerinde hakları vardır. Bunlar yerine getirildiği takdirde dostluklar kuvvetli ve samimi olacaktır.

1. İyiliğini İstemek

Dostluk¸ iyilik ve samimiyet üzerine kurulur. Bu nedenle¸ Müslüman¸ sevdiği arkadaşının iyiliğini istemeli¸ yardım etmeli onu malı¸ dili¸ kalbi ve davranışlarıyla desteklemelidir. Mesela¸ arkadaşımızın¸ işlerinde bize ihtiyacı varsa ona beden ile yardımcı olmak gerekir. Aynı şekilde¸ ihtiyacı olduğu zaman¸ paylaşarak para ve malla yardımcı oluruz. Bir yerde arkadaşımıza karşı haksızlık yapılıyorsa onu savunmak ve korumak durumundayız.

Devamı

Gelin ve Kayınvalidelere Tavsiyeler

GELİN VE KAYINVALİDELERE TAVSİYELER

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

"Gelin-kaynana çatışmasından kurtulmak için¸ yapılması gereken tek şey her iki tarafın birbirlerine karşı anlayış ve saygı çerçevesi içerisinde yaklaşmasıdır. Yüzyıllar önce Efendimizin¸ ortaya koyduğu "kendin için istediğini kardeşin için de isteme" ilkesine şimdilerde empati diyoruz."

Gelin-kayınvalide çekişmesi hem aile içerisinde büyük huzurluklara yol açar hem de topluma zarar verir. Bu çekişmeden aile içinde gelin¸ kayınvalide¸ eş ve çocuklar olumsuz etkilenirken toplumda da aile kurumu büyük yaralar alır. Gelin ve kayınvalide olmak üzere iki tarafı olan bu çatışmadan kurtulmanın yolunu iki kelimeyle özetlemek mümkündür: Haddini bilmek.

Gelin-kaynana çatışmasında aslında bencillik ve haddini aşmak vardır. Bencilce düşünen haddini aşmakta ve her şeyin kendi istediği gibi olmasını istemektedir. Bu nedenle¸ herkes bencillikten kurtulmak için kendini sorgulamalı ve bundan kurtulmak için çaba sarf etmelidir. Şayet haddini bilirlerse¸ ne gelin ne kayınvalide "Burada benim sözüm geçer¸ ben ne dersem o olur." düşüncesinde ısrar etmezler. Evet¸ herkes haddini bilse ne yetki çatışması ne de alınganlık olur. Bu gerçek anlaşıldığında yapılması gereken de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır: Birbirlerini rakip olarak gören iki kişi olmak yerine birbiriyle yardımlaşan kişiler olmak. Aile içerisinde huzuru ve düzeni sağlamanın yolu birbiriyle kavgalı iki kişi olmak yerine geçim ehli olmaktan geçmektedir.

Devamı

Gelin ve Kaynana Nasıl Geçinirler?

GELİN VE KAYINVALİDE NASIL GEÇİNİRLER?

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Aile içi iletişimde gelin-kayınvalide ilişkileri önemli bir yer tutar. Bu iletişimde de akla gelen ilk olarak çatışma ve kavgalardır. Bildiğimiz kadarıyla gelin-kaynana sürtüşmesi tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de sorun olmaya devam etmektedir. Gelin-kaynana çatışmaları¸ türkülere¸ fıkralara¸ hikâyelere¸ filmlere¸ şakalara¸ mânilere¸ atasözü ve deyimlere¸ özellikle de dedikodulara malzeme olmuş konuların başında yer almıştır.

Aman aman kaynana

Dişleri gedik kaynana

Oğlun kebap getirdi

Sensiz yedik kaynana

Niçin Çatışıyorlar?

Evlilik kurumunu derinden yaralayan¸ boşanmalara kadar varan bu çatışmaların sebepleri vardır. Gözlemlere dayanarak¸ gelin-kayınvalide arasındaki çekişmelerin belli başlı sebeplerini şöyle sıralayabiliriz: Ön yargılar¸ alınganlık¸ kişilik farklılıkları¸ gelin ve kaynananın haddini aşması (yani sınır sorunu)¸ başkasını yönetme isteği¸ kıskançlık¸ ruhsal hastalıklar¸ bencillik¸ cahillik vb.

Gelin-kaynana çatışmalarının ilk ve önemli sebebi ön yargılardır. Maalesef gelinin kaynanaya¸ kaynananın geline karşı tutumunu¸ peşin hükümler belirliyor ve kafalarında taşıdıkları önyargılara göre davranıyorlar. Bu da küçük bir anlaşmazlığı kavgaya dönüştürüveriyor.

Devamı

 Yaz Kur'an Kurslarıyla İlgili 30 Tavsiye.

YAZ KUR'AN KURSLARIYLA İLGİLİ 30 TAVSİYE

Prof Dr Mehmet Zeki AYDIN

Yaz Kur'an kursları, öğretici ve öğrenen açısından bir fırsat ve bir imkândır  Toplumda Kur'an-ı Kerim okumayı bilenlerin çoğu ilk defa Kur'an okumayı yaz kurslarında öğrenirler  Buralar, Kur'an okumayı ve temel dinî bilgileri öğrenmek için ilköğretim çağındaki çocukların çoğunun uğradığı mekânlardır  Bir günlüğüne de olsa birçok insanımız bu kurslara gitmişlerdir  Yaz kursları, birçok çocuğun ilk defa örgün eğitim anlayışıyla düzenli olarak, Kur'an-ı Kerim ve temel dinî bilgileri aldıkları yerlerdir  Bu çocukların çoğu daha sonradan yaygın ve örgün eğitim içinde bir daha Kur'an eğitimi almamaktadır  Bu derslerin önemini anlamak için, yaz kurslarının hiç olmadığını, eğitim görmek için hiçbir öğrencinin buralara gelmediğini düşünmek yeterlidir

Bu imkân ve fırsatın daha verimli geçmesi için din görevlilerimize aşağıdaki tavsiyelerde bulunmak istiyorum:


1-Öncelikle, yaptığımız işi, bir hizmet ve Allah rızası için ibadet niyetiyle yapalım  Bildiğimiz gibi, Kur'an okumak ve dinlemek, başlı başına bir ibadettir  Namaz geçerli olacak kadar Kur'an'dan bir miktar ezberlemek her Müslümana farz-ı ayındır  Kur'an'ı ezberlemek ve onu öğretmek de farz-ı kifâyedir  Bu derslerle, dinimiz İslam'ı ve Yüce Kitabımız Kur'an'ı öğrettiğimizi düşünerek heyecanımızı ve şevkimizi canlı tutalım  Çünkü din eğitiminde gönüllülük esastır ve berekete vesiledir

Devamı

2011/26. “Boşanmadan Önce ne Yapabiliriz?”,

BOŞANMADAN ÖNCE NE YAPABİLİRİZ?

 Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

"Yüce Allah¸ karı koca arasındaki geçimsizliklerin giderilmesi için¸ öncelikli olarak eşlerin kendi aralarında anlaşma gayretine girmelerini¸ sabırlı olmalarını¸ boşanmadan evvel uzun uzun düşünmelerini¸ ancak bundan netice alınamadığında son çare olarak ailelere bilgi vererek hakeme başvurulmasını istemektedir."

  

Boşanma insan hayatında karı koca için¸ özellikle de çocuklar için büyük yaralar açan Allah'ın hoşuna gitmeyen ama izin verdiği bir helâldir. Bu nedenle eşler boşanma kararı verirken çok düşünmeli¸ istişare etmeli ve gerekirse uzman yardımı almalıdırlar. Boşanmadan önce yapılabilecek birçok şey vardır. Bu yazıda bunlara değinilecektir.

Evlilik ve boşanma konusunda bakın Yüce Allah¸ Nisâ suresinde ne buyuruyor:

"Ey iman edenler! … Onlarla (kadınlar) iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız¸ olabilir ki¸ siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur." [1]

 "Erkekler¸ kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar.[2] Çünkü Allah¸ insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar¸ itaatkârdırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sâyesinde onlar da "gayb"ı [3] korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin¸ onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse¸ artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah¸ çok yücedir¸ çok büyüktür."[4]

"Eğer karı kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz¸ erkeğin ailesinden bir hakem¸ kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf (arayı) düzeltmek isterlerse¸ Allah da onları uzlaştırır. Şüphesiz Allah¸ hakkıyla bilendir¸ hakkıyla haberdardır." [5]

Devamı

2011/25. Modern çağın sorunu: Zihin kirliliği

MODERN ÇAĞIN SORUNU: ZİHİN KİRLİLİĞİ

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Düşünmeyi engeller unutkanlık yapar

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın (Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi): İnsan, akıl, zihin, kalp, sahibi bir varlıktır. Şayet aklını kullanırsa doğru yolu bulur. Akla değil nefsine, dürtülerine uyarsa yanlış yapar. Kalp, İslam âlimlerine göre imanın kaynağıdır. Dinimizde kalp temizliği çok önemlidir. Kalbimiz dıştan günahlar, içten nefis ve şeytanın ayartmaları ile kirlenir. O hâlde mümin bu iki kirliliğe maruz kalmamak için mücadele etmelidir. Bilgi kaynaklarımızı dikkatle seçip hafıza depomuzu doğrularla doldurmaya özen göstermeliyiz. Duyduğumuz, gördüğümüz ve okuduğumuzun ne kadarının meşru ve helal dairede olduğunu düşünmeliyiz. Zihin kirliliği, insanın normal düşünmesini engellediği gibi unutkanlığa da sebep olur. Çünkü unutmanın nedenlerinden biri; zihnin fazla meşguliyetle dolu olmasıdır. İslam âlimleri, asırlarca harama bakmanın, faydasız söz ve davranışların yıkımlarından bahsetmişlerdir.

http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=1105366&title=modern-cagin-sorunu-zihin-kirliligi

Devamı

2011/21 Babam bizi bıraktığı için.

BABAM BİZİ BIRAKTIĞI İÇİN

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Nüfus kaydına göre, 1959 yılının 15 Kasım; teyzemin söylediğine göre, 29 Ekim günü Konya'nın Çumra ilçesinde dünyaya gelmişim. Ben doğduktan kısa bir süre sonra babam askere gitmiş. Çumra o tarihlerde 10 bin nüfuslu bir ilçeymiş.

İlkokula başlamadan önce, en belirgin hatırladıklarım; babamın kalaycı, amcamın bakırcı, dedem Nalbant İbrahim'in nalbant ve dayımın marangoz dükkanlarına gittiklerimin yanında kaçarak gittiğim yaklaşık 5 km uzaklıktaki Okçu köyündeki teyzemler ve dedemle birlikte annemden saklı nalbantlık için gittiğimiz köylerdir. Tabi, Çumra'nın erkek çocuklarının sünnetçisi olan Tıkır amcanın beni sünnet etmesini de iyi hatırlıyorum. Dedemle birlikte gittiğimiz mahallemizdeki Ak Camiyi, yılda birkaç kişinin boğulduğu Çarşamba Çayına annemin beni göndermemesi nedeniyle yüzme öğrenemediğimi de unutmuyorum.

İlkokula mahallemizdeki Hürriyet ilkokulunda başladım. İlk öğretmenim Ayşe Karaorman'dı, ikinci öğretmenimin adı sanıyorum Tankut idi, bir de Hasan Hüseyin öğretmenimi kısmen hatırlıyorum. İlkokulda, süt tozundan kaynatarak verdikleri içtiğimiz sütler, gezi gözlem amacıyla bizi PTT'ye götürmeleri, iki ebemin vefatı, ailesi köyde olduğu için evimize ortaokulda okumaya gelen teyzemin oğlu da aklımda kalanlardan. Babam bizi bırakıp gittiği için annem terzilik yaparak bizlere baktı. Annem, ablam ve iki kız kardeşim, babamın yokluğunun getirdiği maddi ve manevi sıkıntıları birlikte göğüsledik.

Devamı

2011/20 Aile ve çocuk eğitiminde öncelikli ilkeler.

AİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİNDE ÖNCELİKLİ İLKELER

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Çocuk Eğitiminde Ailenin Önemi

Aile eğitimi ailenin çeşitli ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik eğitim sürecidir. Aile eğitimi, aile kurumunun devamını, bireylerin sağlıklı gelişimini, toplumun uyumlu ve sorumlu üyesi olmalarını sağlamak amacıyla yapılan her tür ve seviyedeki eğitimi kapsar.

İnsan eğitiminde özellikle de çocuk ve gençlerin eğitiminde en önemli kurum ailedir. Ailenin; biyolojik, ekonomik, sevgi, koruyuculuk, toplumsallaştırma, eğitim ve boş zamanları değerlendirme gibi işlevleri vardır.

İnsanın ihtiyaçları şöyle sıralanmaktadır:

1.Fizyolojik ihtiyaçlar: Yeme, içme, uyuma gibi.

2.Güvenlik ihtiyacı: Kişinin  kendini  emniyette hissetmesi; can, mal ve namus korkusunun olmaması.

3.Yakınlık ihtiyacı: Kişinin kendisini (aile, akraba, hemşeri, millet, din vb.) bir gruba ait olduğunu hissetmesi; diğer insanlara yakın olma, sevme, sevilme ihtiyacı.

4.Saygınlık ihtiyacı: Kişinin  içinde  bulunduğu toplulukta   varlığının   onaylanması, ona saygı duyulması ihtiyacıdır.

5.Bilme, tanıma ihtiyacı: Kişinin öğrenmeye karşı duyduğu ihtiyaçtır.

6.Estetik ihtiyaç: İnsanın iyi ve güzel şeylere karşı duyduğu ilgi ihtiyacıdır.

7.Kendini   gerçekleştirme: Kişinin   doğuştan getirdiği  potansiyelleri  gerçekleştirmeye  duyduğu ihtiyaçtır. Kişi bu potansiyellerini ortaya koyamazsa, kendini engellenmiş ve huzursuz hisseder.

Devamı

2011/13.  "Bırakın çocuklar duygularını ifade etsin."

2011/5. "Allahın Hoşlanmadığı Helal

  ALLAH'IN HOŞLANMADIĞI HELÂL: BOŞANMA

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

"İslâm'a göre boşanma¸ Peygamber Efendimiz tarafından Allah'ın sevmediği helâl olarak belirtilmiştir. Çünkü evlilikte esas olan¸ ölünceye kadar devam etmesidir. Anadolu'da gelin olan kıza¸ 'Duvakla gir¸ kefenle çık.' denilmesinin altında bu ilke yatmaktadır."

Son yıllarda ülkemizde boşanmaların arttığından bahsedilmektedir. Evet¸ bu doğrudur¸ boşanma oranları artmaktadır.  Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'nun verilerine göre¸ 2009 yılında 591 bin 742 çift yuva kurarken¸ 114 bin 162 çift boşanmayı tercih etti. 2008 yılında 641 bin 973 çift dünya evine girmiş¸ 99 bin 663 çift de boşanmıştı. Evlenme hızı 2009 yılında binde 8¸23; boşanma hızı 2009 yılında binde 1¸59 oldu. 2009 yılında boşanmaların en yüksek olduğu bölge binde 2¸27 ile Ege Bölgesi olurken¸ Ege Bölgesi'ni binde 2¸01 ile Batı Anadolu bölgesi izledi. Boşanma hızının en düşük olduğu bölgeler ise binde 0¸58 ile Kuzeydoğu Anadolu oldu. [1] Hemen belirtelim¸ son yıllarda artmış olmasına rağmen birçok ülkeye özellikle Batı ülkelerine göre¸ boşanma oranı ülkemizde oldukça düşüktür.

Evlilik mutlu olmak için yapılır ve mutlu olmak herkesin hakkıdır. Ancak aile hayatında her zaman mutluluğu yakalamak mümkün olmuyor. Evliliğin devam edemeyeceği anlaşılınca boşanma gündeme gelmektedir.

Devamı

2011/4. "Ailede Merhamet",

AİLEDE MERHAMET

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

"Merhamet¸ sevgi¸ saygı¸ sabır¸ doğruluk vb. gibi yaşanarak öğrenilen duygulardandır. Merhamet duygusu¸ ancak sevginin¸ saygının¸ şefkatin¸ hoşgörünün¸ yardımlaşmanın¸ yaşanıldığı eğitim ortamlarında gelişebilir. Yani baskı¸ korku¸ kin¸ tehdit¸ nefret¸ öç alma gibi duyguların hâkim olduğu ortamlardan merhametli insan yetişmesi zordur. Sevgi sevgiyi¸ korku korkuyu¸ merhamet merhameti doğurur."

20. yüzyıldaki gelişmeler¸ bilimsel gelişmeler¸ yeni buluşlar¸ yeni ideolojik ve felsefi anlayışlar¸ toplumları ve bireyleri etkilemiş¸ değişikliklere uğratmıştır. Değişmeler¸ hayatımızda maddî refahımızı yükselmekte¸ ancak insanı insan yapan ahlakî değerler ve davranışlar azalmakta¸ sevgisizlik ve merhametsizlik artmaktadır. Âdetâ bir yanı kurulurken¸ diğer yanı yıkılan bir dünyada yaşıyoruz.

Günümüz dünyasında¸ maddî imkânların çoğalmasına rağmen¸ insanî değerlerin azaldığı görülmektedir. Son yıllarda¸ cinâyet¸ şiddet¸ tecavüz¸ hırsızlık suçlarının arttığını görüyoruz. Bütün bunlar bize¸ "Acaba insanlarda merhamet duygusu mu azalıyor?" sorusunu sordurmaktadır.

Devamı

2010/80. "Çocukların Okul Başarısında Aile Faktörü",

  ÇOCUKLARIN OKUL BAŞARISINDA AİLE FAKTÖRÜ

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN


CÜ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. AYDIN: ''ÇOCUKLARA BEĞENMEDİĞİMİZ, HOŞUMUZA GİTMEYEN YÖNLERİ KADAR,  BEĞENDİĞİMİZ, TAKDİR ETTİĞİMİZ TARAFLARI DA SÖYLENMELİDİR'' ''ÇOCUKLAR İÇİN, CESARET VERİCİ BİR SÖZ YA DA SES TONU, OMUZA BİR EL DOKUNUŞU ÇOK ÖNEMLİDİR''

 

  SİVAS (A.A) - 27.10.2010 - Doğan Sarıtaş - Ailelerin çocuklara beğenmedikleri yönleri kadar beğendikleri, takdir ettikleri tarafları da söylemesi gerektiği, çocuklar için cesaret verici bir söz ya da ses tonunun, omuza bir el dokunuşunun bile çok önemli olduğu bildirildi.

  Aile ve çocuk eğitimiyle ilgili çeşitli araştırmaları bulunan Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, çocukların eğitimi konusunda bazı anne babaların yaptığı tek şeyin, karne zamanında görüşlerini söylemek olduğunu kaydetti.

  Oysa ailelerin karne zamanı gelmeden de yapabilecekleri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Aydın, ''Çocuğun okula uyum ve başarısı, anne babanın onu yetiştirmedeki başarısının bir ölçüsüdür. Okullar eğitim kurumlarıdır, ancak okula başlamakla, anne babanın eğitici görevini tamamen öğretmene aktardığını düşünmesi de yanlış olur. Genel anlamda eğitim, evde ve okulda ortaklaşa yürütülür. Bu nedenle anne baba, imkanlar ölçüsünde çocuğu öğrenim hayatında da takip etmelidir.'' diye konuştu.

  Günümüzde çocukların okul başarılarının tesadüfe bırakılamayacak kadar önem kazandığını anlatan Prof. Dr. Aydın, şunları kaydetti:

  ''Çok değil, yaklaşık elli yıl öncesi, anne babaların görevi; basitçe, çocuğu okul için hazırlamak, onu okula götürmek, devamlarını kontrol etmek ve ödevlerin düzenli olarak yapılmasını sağlamaktı. Öğretmenlerin görevi de öğrenciye bilgiyi sunmak ve alıştırmalarda onlara yardımcı olmaktı. Bunlar artık yeterli görünmüyor. Bunun belli başlı iki sebebi olduğunu söyleyebiliriz: Biri, öğrencilerde derslere karşı ilgisizlik ve çalışma isteksizliği, diğeri hayatta başarılı iş ve kariyer sahibi olmanın güçleşmesidir. İşte bu nedenle, anne babalar ve eğitimciler olarak öğrencilerin akademik başarılarını sağlamak için yeni yöntemler geliştirmek zorundayız.''

Devamı

2010/79. Ramazan ayını aile içi iletişim için fırsata çevirin.

RAMAZAN AYINI AİLE İÇİ İLETİŞİM İÇİN FIRSATA ÇEVİRİN

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Aile içi iletişimde, sevinç ve üzüntüleri birlikte yaşama, birlikte yeme içme, sohbet, gezi gibi hayatı paylaşmanın çok önemli olduğu, ramazan ayının aile içi iletişimi için iyi bir fırsat olabileceği bildirildi.


Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, yaptığı açıklamada, ramazanı birey, aile, toplum olarak yaşamak için yapabilecekleri çok şey olduğunu söyledi. ''Ramazanı öncelikle kendi özel çevremizde, ailemizde hissettirebiliriz, hatta daha ileriye götürüp coşkuyla yaşayabiliriz.'' diyen Aydın, ''Bu nedenle çevremizdekiler, iş arkadaşlarımız, ailemiz, çocuklarımız, ramazan ayının heyecanını görmelidir. Etrafımızdakiler, 'Nereden geldi bu ramazan', 'Bu sıcakta, üstelik bu uzun günlerde nasıl oruç tutacağız' yerine 'İyi ki geldin ramazan', 'Hoşgeldin 11 ayın sultanı' diyerek, bu kutlu ayı sevinçle karşıladığımızı yansıtmalıyız'' ifadelerini kullandı. Büyükler için olduğu kadar çocuklar açısından da ramazan ayının önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aydın, ''Ramazan ayı gelmeden önce evde bir tatlı telaş yaşanmalı ve bu telaş çocuğun dikkatini çekmelidir. Böylece çocuk, bu değişimi görmeli ve merak etmelidir. Merak öğrenme için önemlidir. Herhangi bir şeye ilgi ve merak duymadan onu öğrenmek mümkün değildir.'' dedi.

Devamı

2010/78. "Öğrenciler En Çok Yerli Dizi Seyrediyor ",

 "Öğrenciler En Çok Yerli Dizi Seyrediyor ",

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

SİVAS - Doğan Sarıtaş - Sivas'ta ilköğretim öğrencileri arasında yapılan araştırmada, öğrencilerin seyrettiği programlar arasında yerli dizilerin ilk sırada olduğu ortaya çıktı.

Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı Din Eğitimi Bilim Dalı'nda yüksek lisans çalışması olarak Hacı Mehmet Karataş tarafından ''Televizyon Dizi ve Filmlerinin Çocuklara Etkisinin Din Eğitimi Açısından Değerlendirilmesi'' konulu araştırma yapıldı.

CÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın'ın proje danışmanlığında, Sivas'ta geçen yıl bir devlet okulu ile özel bir eğitim kurumunda 8-12 yaşlarındaki 100 öğrenci arasında yapılan araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 70'nin evinde 1, yüzde 21'nin evinde 2, yüzde 6'sının evinde 3, yüzde 1'inin evinde 4 televizyon olduğu belirlendi.

Katılımcı öğrencilerin yüzde 34'ü günde ortalama 2 saat, yüzde 23'ü 1 saat, yüzde 18'i 3 saat, yüzde 11'i 1 saatten az, yüzde 8'i 5 saat, yüzde 4'ü 4 saat televizyon seyrettiğini söyledi.

Araştırmaya katılan öğrencilerin izlediği programlar arasında yüzde 33'le yerli dizi, yüzde 15'le çizgi film, yüzde 13'le yarışma programı, yüzde 11'le çocuk programının ilk sıralarda yer aldığının saptandığı araştırmada, büyü temalı film, spor programı, müzik/eğlencenin yüzde 5'er oranla bu programları takip ettiği anlaşıldı.

Yerli dizi ve yarışma programı oranının tüm cevaplar içinde yüzde 46 gibi yüksek orana sahip olmasına, çocukların aileleriyle televizyon seyretmelerinin neden olduğu kaydedildi.

Devamı

2010/76. "Çocukları Okuldan Gelir Gelmez Derse Zorlamayın",

OKULDAN GELİR GELMEZ DERSE ZORLAMAYIN

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

http://www.aa.com.tr/tr/okuldan-gelir-gelmez-derse-zorlamayin-2.html        


SİVAS - Doğan Sarıtaş - Çocuğun belirli bir çalışma yeri olduğu gibi belirli bir çalışma saati de olması gerektiği, ancak çocukların okuldan gelir gelmez derse oturtulmaya zorlanmasının yanlış olduğu bildirildi.

Aile ve çocuk eğitimiyle ilgili çeşitli araştırmaları bulunan Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, okullar açıldığı zaman velileri tatlı bir telaşenin sardığını belirtti.

Okul başarısı için ebeveynlere öncelikle çocukları için sağlıklı bir ortam ve çevre sağlamasını, en önemlisi de iyi örnek olmasını öneren Prof. Dr. Aydın, çocuğun evde ders çalışmasının kontrol edilmesi ve çocuklara nasıl ders çalışılacağının öğretilmesi gerektiğini söyledi.

Çocuğa sınıfta nasıl not alınacağının, bir kitabı okumakla çalışmak arasındaki farkın, çeşitli testlerin nasıl uygulanacağının öğretilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Aydın, şöyle konuştu: "Ancak, 'hadi git, dersine çalış' demekle çocuklara ders çalıştıramazsınız. Kendimiz televizyon seyrederken, çocuğa 'git öbür odada ders çalış' dememizin hiçbir faydası yoktur. Gerekirse televizyonu kapatmalı veya ölçülü bir şekilde birlikte seyretmeliyiz. Ona güvendiğimizi belli ederek onu tatlı bir şekilde uyarabilir, bazen birlikte oturarak çalışmasını sağlayabiliriz. Şayet çocuk istiyorsa ve faydalı oluyorsa, arkadaşlarıyla birlikte ders çalışmasına imkan tanınmalıdır. Çocukların ödevlerine yardımcı olunmalı ancak onların yerine ödevleri yapılmamalıdır. Anne babanın çocuklarının ev ödevlerine katılması, ona ders çalışmayı öğretmesi, okumanın zevkli bir iş olduğu duygusunu verecek ve çocuğun okula bağlanmasını sağlayacaktır."

ÇOCUĞUN DERS ÇALIŞMA YERİ VE ZAMANI

Çocuğun belirli bir çalışma yeri olduğu gibi belirli bir çalışma saati de olması gerektiğini aktaran Prof. Dr. Aydın, "Bu konuda her çocuğa uygun gelebilecek ideal bir zaman yoktur. Ama kesinlikle olmayacak bir zaman vardır,

Devamı

2010/75. "Anne Babalar, Çocuklarının Başarısı İçin Ne Yapmalı?",

ANNE BABALAR, ÇOCUKLARININ BAŞARISI İÇİN NE YAPMALI?

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1030059


Günümüzde, çocukların okul başarıları, tesadüfe bırakılamayacak kadar önem kazanmıştır. Eskiye nazaran iş ve kariyer sahibi olmak zorlaşmış, çocukların da derslere olan ilgisi azalmıştır. Bu nedenle yeni nesil anne-babalara daha fazla görev düşüyor. Eğitimin sadece okulda olmadığını, evin de eğitimde önemli bir rolü olduğunu unutmamalıyız.

Okullar açıldığı zaman velileri tatlı bir telaşe sarar. Bu telaşenin altında hem çocuğun geleceğiyle ilgili planlar, ümitler hem sorumluluktan doğan korkular vardır. Günümüzde, ebeveynler ve öğretmenler, öğrencilerin niçin her geçen gün okula ve derslerine daha az ilgili göründüklerini anlamak için çaba sarf ediyor. Ancak, çocukların eğitimi konusunda bazı anne-babaların yaptığı tek şey ise karne zamanında görüşlerini ileri sürmektir. Oysa karne zamanı gelmeden de yapabileceklerimiz vardır. Çocuğun okula uyum ve başarısı, anne-babanın, onu yetiştirmedeki başarısının bir ölçüsüdür. Okullar eğitim kurumlarıdır, ancak okula başlamakla, anne-babanın eğitici görevini tamamen öğretmene aktardığını düşünmesi de yanlış olur. Genel anlamda eğitim, evde ve okulda ortaklaşa yürütülür. Bu nedenle anne-baba, imkânlar ölçüsünde çocuğu öğretim hayatında da takip etmelidir.

Günümüzde, çocukların okul başarıları, tesadüfe bırakılamayacak kadar önem kazanmıştır. Çok değil, yaklaşık elli yıl öncesi, anne-babaların görevi, basitçe, çocuğu okul için hazırlamak, onu okula götürmek, devamlarını kontrol etmek ve ödevlerin düzenli olarak yapılmasını sağlamaktı.

Devamı

2010/70. "Ailede Sevgiye Dayalı İletişim",

AİLEDE SEVGİYE DAYALI İLETİŞİM

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

"İlgi ve bağlılığın olmadığı yerde sevgiden bahsetmek mümkün değildir. İlgi ve bağlılık fedakârlığı göstermektedir bu nedenle¸ seven insan sevdiği insan için fedakârlık eder¸ ilgili olur¸ bağlı olur. Sevgi gönüllerdedir ama orada kalmaz davranışlarımızla yaşanır. Gönlümüzdeki sevginin somut sonuçları davranışlarımızda görünür¸ buna sevginin gösterilmesi veya ifade edilmesi diyebiliriz."

Son yıllarda toplumumuzda sevginin azaldığı ve şiddetin arttığı çokça dillendirilmektedir. Gerçekten de medyada annesini öldüren çocuklar¸ çocuğuna eziyet eden babalarla ilgili birçok haber yer almaktadır. Buna karşı başta okullarımız olmak üzere şiddetle mücadele programları yürütülmektedir. Yanlışı yani şiddeti gündemde tutmak yerine sevgi üzerinde durmak ve sevgiyi anlatmak daha iyi olacaktır.

Sevgi¸ Allah'ın insanlara verdiği en büyük nimetlerden biridir. Her insan hayatı boyunca çok sevdiği¸ güvendiği¸ yakın hissettiği kişilerle birlikte olmak ister. Allah'ın verdiği nimetlerin birçoğu¸ asıl değerini¸ gerçek sevgilerin ve dostlukların yaşandığı ortamlarda bulur. Dinimize göre¸ evrenin yaratılışı bile sevgi üzerine kurulmuştur. "Allah dilemeseydi yaratmazdı¸ sevmeseydi de dilemezdi."

Devamı

2010/69. "Çocuklara Güzel Ad Koymak",

ÇOCUKLARA GÜZEL AD KOYMAK

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

"Bazen çok saf duygularla ve iyi niyetle¸ anlamlarına bakılmaksızın isimler verildiği görülmektedir. Örneğin sadece Kur'an'da geçen bir kelime diye bir kız çocuğuna 'Tükezziban' adının konulduğunu biliyorum."

Anne babanın çocuklarına güzel bir ad koyması görevleri arasındadır. Çünkü hadisi şerifte¸ "Çocuğa güzel bir ad koymak¸ dinini öğretmek ve vakti gelince evlendirmek evladın baba üzerindeki haklarından" [1] sayılmıştır.

Ad¸ sahibinin tanınmasını sağlayan ve kendisini diğer bireylerden ayıran en belirgin semboldür. Bu nedenle çocuğa ad vermek önemlidir.  Anneler babalar¸ çocuklarına verecekleri adı uzun istişareler¸ bazen tartışmalar sonunda belirlerler. Çünkü adlar¸ söylenişindeki kolaylıkla¸ aile ve çevre tarafından kabul edilebilirliğiyle¸ telkin ettiği veya çağrıştırdığı anlamlar ile hem ad sahibini hem de diğerlerini etkilemektedir.

Eski çağlardan beri insanın adı¸ kendisiyle özdeş kabul edilmiş ve kendisini etkileyeceği düşünülmüştür. Kişinin ömründe en çok duyacağı kelime kendi adıdır ve adının anılması kişiyi heyecanlandırır. Kişinin iyilikle anılması sevinç¸ kötü olarak anılması üzüntü verir. Bazen insanların sevilmesi veya sevilmemesinde adının etkili olduğunu görüyoruz. Bu nedenle birçok insan ebeveynlerinin koyduğu adı beğenmeyerek ya mahkeme kararıyla değiştirmekte veya takma ad kullanmak zorunda kalmaktadır.

Devamı

2010/68. "Helal Haram Duyarlılığı"

HELAL HARAM DUYARLILIĞI

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

"İmanı kuvvetlendiren¸ sağlamlaştıran¸ onu çepeçevre sararak koruyan salih amellerdir. Salih amel¸ Kur'an'da doksan küsur yerde doğrudan doğruya veya dolaylı olarak emredilmiştir. Bir Müslüman'ın imanını salih amellerle bütünleştirmesi¸ dünya ve ahiret hayatına bağlı olarak bütün davranışlarını güzelleştirmesi demektir."

Son yıllarda¸ ülkemizde cinayet¸ yaralama¸ adam kaçırma¸ hırsızlık¸ rüşvetçilik¸ hortumculuk¸ haksız kazanç¸ uyuşturucu madde kullanma gibi suçlar çoğaldığı¸ helal haram duygusunun kalmadığını¸ Allah korkusunun azaldığını düşünenlerimiz çoğaldı. Elbette toplumsal olayları tek sebeple açıklamak mümkün değildir ve toplumsal değişmelerin birçok sebebi vardır. Bu olumsuzlukların sebep veya sonuçlarından biri de insanlarda azalan helal haram duyarlılığıdır.

İnsan davranışlarına yön veren dört temel güç¸ hukuk¸ vicdan¸ toplum (örf âdet) ve dindir. Hukuk¸ kanunlarla insanlara yaptırımlar uygular¸ örneğin zorla emniyet kemeri taktırır¸ suç işleyenleri cezalandırır. Vicdan¸ insanın doğruyu¸ yanlıştan ve iyiyi kötüden ayırmak için¸ doğuştan getirdiği yetenek¸ duygu ve iç güçtür. Toplum¸ örf ve âdetlerine¸ değerlerine göre¸ insanları kınayarak veya överek yaptırım gücünü kullanır. Din ise Allah'a ve ahirete imanla insan davranışlarına yön verir;  helal davranışları sevap ve cennetle ödüllendireceğini; haram işleyenleri¸ günah ve cehennemle cezalandıracağını söyler.

Dünya ve ahiret mutluluğunu amaçlayan İslâm dini¸ insanları her türlü kötülük ve yanlışlıktan korumak¸ huzur içinde yaşamalarını temin etmek için bazı davranışları yasaklamış¸ bazılarını ise helal kılmıştır. Dinimize göre¸ insan Allah'ı tanımak ve ibadet (kulluk) etmek amacıyla yaratılmıştır.[1] İbadet¸ Allah'ın razı olduklarını yapmak¸ razı olmadıklarını yapmamaktır. İşte Allah'ın razı oldukları helaller¸ razı olmadıkları haramlar yani yasaklardır. Yaptığımız helallerin ibadete dönüşmesi için iki şart vardır: Öncelikle yaptığımız iş helal olacak ikinci olarak¸ o işi yapan iyi niyetli olacaktır.

Devamı

2010/67. "Kendisini Başkasının Yerine Koymak: Empati",

KENDİSİNİ BAŞKASININ YERİNE KOYMAK: EMPATİ

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Empati kişiler arası iletişimin en vazgeçilmez unsurlarından biridir. Empati¸ kişinin¸ kendini karşısındaki kişinin yerine koyarak¸ onun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışması ve anladığını karşı tarafa "Seni anlıyorum." mesajı hâlinde iletmesidir.

Kendisi için istediğini başkası için de istemek ya da kendi için yapılmasını istemediğini başkasına da yapmamak İslam'ın en güzel ahlak ilkelerinden biridir. Bu davranışa günümüzde "empati" deniliyor.

Empati kişiler arası iletişimin en vazgeçilmez unsurlarından biridir. Empati¸ kişinin¸ kendini karşısındaki kişinin yerine koyarak¸ onun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışması ve anladığını karşı tarafa "Seni anlıyorum." mesajı hâlinde iletmesidir.

Empatinin üç unsuru vardır:

1.Kendimizi karışımızdaki kişinin yerine koymak.

2.Karşımızdakini anlamaya çalışmak.

3.Karşımızdakini anladığımızı karşı tarafa bildirmek veya hissettirmek.

Peygamber Efendimiz¸ bir hadis-i şerifte¸ "Sizden biri¸ kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe gerçek imana eremez."[1] buyurarak yıllar öncesinden empati çizgisini hayat hâline getirmiştir. Karşımızdaki kişiyi en iyi şekilde anlamanın yolu¸ onun yerine kendimizi koymaktır.

İnsanlar arası iletişimde önemli ölçülerden sayılan empatik olma ilkesini de Hz. Peygamber'in daha o devirdeyken kullandığını ve bizlerin de bu ilkeyi kullanmamızı istediğini onun söz ve davranışlarından anlıyoruz. Hz. Peygamber bu konuda: "Mü'min mü'minin aynasıdır."[2] buyurarak¸ inanan insanın¸ karşıdakinin gözüyle bakabilmesinin gereğine vurgu yapmıştır.

Devamı

2010/66. "Bir Ağacın Dalları Akrabalar",

BİR AĞACIN DALLARI AKRABALAR

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

"İslâm¸ akrabaları bir ağaca¸ akrabalık bağlarını da o ağacın köklerine benzetmiştir. Ağaç dalıyla¸ budağıyla¸ yaprağıyla gür ve güzel görünür; faydalı olur. Dalı yaprağı olmayan bir ağaç¸ ağaçlıktan çıkar. Kupkuru bir odun olarak kalır."

İslâm'a göre¸ insanın dünyada iki temel sorumluluğu vardır. Birincisi¸ onu yaratan¸ rızıklandıran ve çeşitli nimetlerle donatan Allah'ı bilmek¸ tanımak¸ O'na inanmak ve bildirdiği şekilde kulluk etmektir. İkincisi de beraber olduğu¸ hayatın çeşitli alanlarını birlikte paylaştığı insanlara karşı olan görev ve sorumluluğunu yerine getirmekdir. Kur'an¸ hepimizin hak ve sorumluluklarını belirtmiştir. Bunlardan biri de insanın ailesine¸ akrabalarına ve ilişkide olduğu çevresine karşı olan görev ve yükümlülükleridir. Çünkü insan dünyada tek başına olmadığı gibi¸ başıboş da bırakılmamıştır; her zaman ilişki içinde olduğu anne¸ baba¸ eş¸ evlat¸ akraba gibi yakınlarıyla karşılıklı ilişki içinde olması istenmiştir.

Allah¸ insanları yaratmış¸ ardından da nesep ve evlilik yoluyla aralarında akrabalıklar oluşturmuştur. İnsana kendi cinsinden eşler yaratmış¸ onlardan evlat ve torunlar var ederek birer aile hâline getirmiştir. Birbirleriyle kaynaşıp huzur ve sükûn bulmaları için de onlara sevgi¸ şefkat ve merhamet duyguları bahşetmiştir. Sevgi¸ merhamet ve yardımlaşma¸ aile bireylerini ve ailenin çevresini meydana getiren akrabaları birbirine bağlayan en önemli bağ olduğu gibi¸ aynı zamanda milletleri var eden ve ayakta tutan en temel değerdir. Toplumların huzurlu ve mutlu olmalarının temeli tek tek bireylerin ve ailelerin mutluluğuna bağlıdır. Onun için de İslâm¸ akrabalar arasındaki bağın korunmasına çok önem vermiştir.

Devamı

2010/65. "Ahlaki Yozlaşmanın Arka Planı"

AHLAKÎ YOZLAŞMANIN ARKA PLANI

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

"Ahlâkın değişmeyen değerleri vardır¸ bunlar bütün zaman ve mekânlarda geçerlidir: Doğruluk¸ saygı¸ iyilik vb. O hâlde¸ ahlâk eğitimi bir anlamda değerler eğitimidir."

Ahlâk¸ farklı düşüncelere göre farklı değerlendirilmekte ve bu nedenle de farklı tanımlanmaktadır. Kısaca belirtmek gerekirse ahlâk¸ insanın kendisi de dâhil tüm varlıklara karşı görevlerini yerine getirmesi için sahip olması gereken olumlu özelliklerin tümüdür denilebilir.

Ahlâkın konusu insan davranışlarıdır. Ancak insanın her davranışı değil¸ iradeli¸ bilinçli¸ iyi veya kötü olarak nitelendirilebilecek¸ toplum içinde uyması gereken kurallara uygun davranışlarıdır.

Ahlâkın gerekliliği ve önemi konusunda çok şey söylenebilir. Bu konuda söylenebilecek en önemli ve basit söz¸ "Ahlâk olmazsa toplum da olmaz¸ yani insanlar ahlâksız bir arada yaşayamaz." şeklindedir. İnsanlar hangi durumlarda nasıl davranmaları gerektiğini bildikleri takdirde¸ başkalarının nasıl davranacağı hakkında da güçlü tahminlerde bulunabilir ve böylece güvenlik duygusu içinde yaşarlar. Neyin iyi¸ neyin kötü olduğu hakkında ortak bir anlayış bulunmasaydı¸ insanlar arasında düzen ve huzur yerine tam bir kargaşalık hüküm sürerdi.  Yeni yetişenlere ahlâkî değerlerin öğretilmesi bu bakımdan önem taşır.

Ahlâkın değişmeyen değerleri vardır¸ bunlar bütün zaman ve mekânlarda geçerlidir: Doğruluk¸ saygı¸ iyilik vb. O hâlde¸ ahlâk eğitimi bir anlamda değerler eğitimidir.

Devamı

2010/50. "Müslüman Ailede Ahlak",

MÜSLÜMAN AİLEDE AHLÂK

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

"Ahlâk eğitimi sağlıklı düşünen¸ hisseden ve davranan bireylerin yetiştirilmesi için gerekli ve vazgeçilmez bir eğitimdir. Sağlıklı bir toplumun oluşumu¸ bireylerin ahlâken sağlıklı olmasına bağlıdır."

Ahlâk¸ "insanın bir amaca yönelik olarak kendi arzusu ile iyi davranışlarda bulunup kötülükten uzak olması ya da bir toplumda insanların uymak zorunda oldukları davranış kuralları" şeklinde tanımlanmaktadır.

Ahlâkın gerekliliği ve önemi konusunda çok şey söylenebilir. Bu konudaki bir soruya verilecek en basit cevap¸ "Ahlak olmazsa toplum da olmaz¸ yani insanlar ahlâksız olarak bir arada yaşayamazlar." şeklindedir.

Kaynağı¸ ister dine¸ ister başka bir otoriteye dayansın¸ insanlar arası davranışların bir kısmı¸ her zaman "iyi" ve "kötü" gibi değer yargılarına göre değerlendirilecektir. Bu yargıların bulunduğu her yerde ahlâkî davranış söz konusudur. Yeni yetişen nesillere ahlâkî değerlerin öğretilmesi bu bakımdan önem taşır.

İnsan ahlâkî davranışları bilmiş olarak doğmamaktadır. Bu davranışların değişik toplumlarda değişik şekiller alması ve farklı olarak değerlendirilmesi de onların sonradan öğrenilmiş değerler olduğunu gösteriyor. Biz hangi durumda nasıl davranmamız gerektiğini¸ içinde yaşadığımız toplumun yetişkin bireylerinden veya yaşıtlarımızdan öğreniyoruz. Şu hâlde ahlâk her şeyden önce bir eğitim konusudur. Bu eğitim¸ sadece okullarda verilen derslerden ibaret değildir. Bir bakıma¸ bütün toplumu bir okul ve her insanı da bu okulun hem öğretmeni hem de öğrencisi sayabiliriz.

Devamı

2010/46. "Helal Çizgisinde Hayat",

HELAL ÇİZGİSİNDE HAYAT

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

       Son yıllarda şöyle sözleri çok duymaya başladık: "Bize ne oldu?", "Ülkemizde ahlaki ve milli değerler alanında yozlaşma arttı." Artık toplumda, helal haram duygusunun kalmadığını, Allah korkusunun azaldığını düşünenlerimiz çoğaldı. Elbette toplumsal olayları tek sebeple açıklamak mümkün değildir ve toplumsal değişmelerin birçok sebebi vardır. Bu olumsuzlukların sebep veya sonuçlarından biri de insanlarda azalan helal haram duyarlılığıdır.

       İslam dininin temel amacı insanlara hayatı boyunca kılavuzluk etmektir. Dünya ve ahiret mutluluğunu amaçlayan dinimiz, insanları her türlü kötülük ve yanlışlıktan korumak, huzur içinde yaşamalarını temin etmek için bazı davranışları yasaklamış, bazılarını ise helal kılmıştır. Allah'ın açıkça yasakladığı şeylere haram, yapılmasına izin verdiklerine de helal diyoruz. Örneğin, başkalarının malına, canına zarar vermek, hırsızlık yapmak, faiz alıp vermek, zina etmek haram; ticaret ve alış veriş yapmak, evlenip yuva kurmak helaldir. Bir başka ifade ile Allah'ın emir ve yasaklarına uymamak haram, yasaklamadığı konular ise helaldir.

Devamı

2010/44. "Orucu Bahane Edip Çocuklara Kızmayın",

Orucu bahane edip çocuklara kızmayın

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1016240&keyfield=6D65686D6574207A656B6920617964C4B16E


Çocuklarımıza Ramazan ayında diğer zamanlardan daha iyimser ve şefkatli bir ortam sunmak için çabalamalıyız. Bu güzel rahmet ayında onlara karşı asla, sinirli, telaşlı, hoşgörüsüz davranmamalıyız. Aksi durumda ibadetlerin uyandırdığı ulvi hisleri onlara kabul ettirme şansımız kalmayabilir.

Ramazan geldi, hoş geldi, rahmet getirdi. İnşallah toplumca bu ayın neşesini yaşayacağız. Yetişkin ve yaşlılardan, sık sık "Nerede o eski Ramazanlar?" benzeri geçmişe özlem sözleri duyarız. Bence bu özlem ve şikâyetler yerine Ramazan ve orucu nasıl anlamına uygun yaşarız konusunu konuşmamız lazım. Ramazan'ı, birey olarak, aile olarak, toplum olarak yaşamak için yapabileceğimiz çok şey var. Ramazan'ı öncelikle kendi özel çevremizde, ailemizde hissettirebiliriz, hatta daha ileriye götürüp coşkuyla yaşayabiliriz. Büyükler için Ramazan ayı önemli olduğu kadar çocuklar açısından da önemlidir. Aile içi iletişimde, sevinç ve üzüntüleri birlikte yaşama, birlikte yeme içme, birlikte sohbet, birlikte gezi vb. hayatı paylaşma çok önemlidir. Ramazan aile içi iletişimi için iyi bir fırsat olabilir. Ramazan'ı ailece hissetmek ve çocuklara yaşatmak için şunları yapabiliriz: 

Devamı

2010/43. "En zalim anne, sabah kahvaltı hazırlamayıp çocuğunu aç aç okula gönderen annedir."

"En zalim anne, sabah kahvaltı hazırlamayıp çocuğunu aç aç okula gönderen annedir."

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın Bey, Din Eğitimi alanında Batı'dan tercüme eserlerin etkisinde kalmayan, yerli fikirler üretebilen bir ilim adamı olarak her zaman sözünü dinleyebileceğimiz bir isim. Kendisiyle çocuklara namaz alışkanlığı kazandırma konusundan, eğitimde dayak ve azarlamaya kadar birçok hassas konuda konuştuk. İstifadenize sunuyoruz.

   Muhterem Hocam, sizinle en son Bağcılar'daki "Din eğitiminde yeni yöntemler" konulu seminerinizden sonra görüşmüştük. Seminerlerinizle ilgili birtakım sorular soracağım, fakat ondan önce uzmanlık alanınızla ilgili birkaç soru ile başlamak istiyorum.

   Öncelikle bana gösterdiğiniz ilgiye teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim. Ve bu sohbetin hayırlara vesile olmasını niyaz ederim. Elimden geldiği kadarıyla cevap vermeye çalışayım.

   Biz teşekkür ederiz; bizi kırmadığınız için. İlk sorum şöyle olacak: Eğitimde dayak ve azarlama konusu güncel bir mesele olarak karşımızda durmakta. Modern eğitimde azarlama ve dayak söz konusu değil. Diğer taraftan azarlamanın eğitimde faydalı olabileceğini söyleyenler de var. Bu konuda bir uzman olarak siz ne söylemek istersiniz?

   Bazı Batı'dan tercüme kitaplarda azarlama yok, öğüt verme yok. Peki, insanı nasıl eğiteceğiz? Onlara göre, çocuğu doğal hâlinde bırakacağız, onun kendisini gerçekleştirmesine yardımcı olacağız. Örneğin bazı kitaplarda öğüt vermek iletişim hataları içinde verilmektedir. Elbette hepimizin özellikle de çocukların öğüde ihtiyacı vardır. Belki üslup ve yöntemini konuşmak gerekir. Yine bazı psikolog ve eğitimciler, çocuğa müdahale edilmemesini, kendi isteğimiz doğrultusunda yönlendirilmemesini, çocuğun içinden, gönlünden geçtiği gibi yaşaması gerektiğini söylüyorlar. Bunu şöyle ifade ediyorlar: "Ben hiç kendi istediğim gibi yaşamadım, hep annemin babamın dediği gibi, öğretmenimin dediği gibi yaşadım." Elbette çocuğun, her şeyiyle annenin babanın elinde oyuncak gibi oynamasını istemiyoruz ama ona doğrunun yanlışın öğretilmesini istemeliyiz. Bireyin kişiliğini hedef almadan, azarlamayı bir eğitim yöntemi olarak kullanabiliriz. Örneğin, "Sen yalancının tekisin, tembelsin." diye azarlamak özellikle çocuklar için yanlıştır. Çünkü bir kişiye nasıl hitap edersek, yaftalarsak öyle olur. Ama; "Bu yaptığın sana yakıştı mı?", "Bu yaptığın hem sana hem de başkalarına zarar verir. Ayıp değil mi?" diyebiliriz. Bunun bir mahsurunun olduğunu sanmıyorum.

Devamı

2010/42. İnsan düşünen bir varlıktır.

İNSAN DÜŞÜNEN BİR VARLIKTIR

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

"Bizi en üstün bir varlık olarak yaratan Allah¸ bize sayısız nimetler vermiştir. Bunların başında akıl gelir. Aklımız olduğu için¸ Allah bizi sorumlu tutmuştur. Bazı davranışları yapmamızı¸ bazı davranışlardan sakınmamızı istemiştir."

İnsan¸ canlılar âleminin en güzel ve en mükemmel varlığıdır. Allah¸ insanı varlıkların en üstünü ve şereflisi olarak yaratmıştır. Çünkü insan¸ kendisinin farkına varan¸ alet yapan bir varlıktır. Bir milyon civarındaki canlı türü içinde¸ evrenin sırrını araştıran¸ ona müdahale eden tek canlıdır. Bütün canlılar gibi insan da doğar¸ büyür ve ölür. Diğer canlılar¸ çevrelerine uyarak hayatlarını devam ettirirler. Ancak¸ sadece insan çevresini kendisine uydurur. İnsan bütün bunları aklı sayesinde yapabilmektedir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran en belirgin özellik¸ akıllı bir varlık olmasıdır.

İnsan¸ aklı sayesinde düşünme¸ anlama¸ önlem alma yeteneğine sahiptir. Bizler aklımızla¸ iyiyi kötüden¸ doğruyu yanlıştan¸ güzeli çirkinden ayırırız. Aklımızın en önemli işlevi düşünmesidir. İnsanın düşünmesi demek; gördüklerini¸ duyduklarını¸ okuduklarını kısaca öğrendiklerini¸ kendi içinde tartışması¸ ölçüp biçip değerlendirmesi demektir. Mesel⸠bir arkadaşımız bize¸ kolay ve çok kazançlı bir iş önerisinde bulunduğunda¸ hemen kabul etmeyiz. O işi düşünür¸ işin sonunu¸ bize yararı ve zararı olup olmadığını değerlendiririz. Yine bu işin ahlâk kurallarına uyup uymadığını düşünürüz.

Devamı

2010/41. Aile reisi olarak peygamberimiz (s.a.s)

AİLE REİSİ OLARAK PEYGAMBERİMİZ (S.A.V)

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

"Peygamberimizin (s.a.v) çocukları birbirlerini çok severlerdi. Vakitlerini birlikte geçirirler¸ kendi aralarında oyunlar oynarlardı. Peygamberimiz (s.a.v)¸ ailesinde sevinç ve neşenin hâkim olmasını isterdi."

Hz. Peygamber¸ peygamber olmasına rağmen bizim gibi bir insandı. Bir insan olarak o da diğer insanlar gibi hayatı boyunca birçok sıkıntı ve güçlükle karşılaşmıştır. Kimi zaman üzülmüş¸ kimi zaman sevinmiştir.  İşte bütün bu durumlarda duygularını eşi ve çocuklarıyla paylaşmıştır. Mesel⸠çocukları dünyaya gelince sevinmiştir. Yedi çocuğundan altısının kendisinden önce ölmesine çok üzülmüştür. Her bir ölüm olayına aile bireyleri hep birlikte üzülmüşlerdir. Aile bireylerinden hastalanan olduğunda el birliği ile yardımcı olmuşlardır. Tedavisi için bütün aile çaba sarf etmiştir.

O dönemlerde bazı yıllarda kuraklık nedeniyle kıtlıklar olmuştu. Gıda maddeleri ve hayvan yiyecekleri bulunamayan bu yıllarda sıkıntılar peygamber ailesince paylaşılmıştı. Bu kuraklık anlarında¸ şikâyet edilmemiş¸ sıkıntılara el birliği ile karşı konulmuştur.

Peygamberimizin (s.a.v) çocukları birbirlerini çok severlerdi. Vakitlerini birlikte geçirirler¸ kendi aralarında oyunlar oynarlardı. Peygamberimiz (s.a.v)¸ ailesinde sevinç ve neşenin hâkim olmasını isterdi. Bunun için aileyi neşelendirecek¸ onların hoşuna gidecek işler yapardı. Kızlarının evliliklerinde hep birlikte sevinmişler¸ mutlu olmuşlardır.

Devamı

2010/34. "Okulda Değerler Eğitimi", Eğitime Bakış

OKULDA DEĞERLER EĞİTİMİ

http://www.egitimbirsen.org.tr/egitimebakis/e_bakis18.pdf  (25.10.2010)

                                                       Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Giriş

"Çocuklara sorumluluk bilinci vermeliyiz, çevremizi koruyalım, yaşlılara yardım etmek gerekir, dürüstlük önemlidir, her şeyin başı sevgidir, başkasının hakkını almamalı...". Bu vb. sözleri söylerken, bazılarımız değerler eğitimi, bazılarımız ahlak eğitimi, bazılarımız karakter eğitimi, bazılarımız etik eğitimini kastediyoruz.

"İyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin" gibi kelimeler, davranışlarımıza yön veren ilkelerimizi ve değerlerimizi ifade etmektedir. Dolayısıyla, değer, ahlak, moral, etik, karakter derken, insanın toplum içinde yaşama kurallarını ve bireysel yaşama ilkelerini söylemek istiyoruz.

Değer Nedir?

Değer, arzu edilen, arzu edilebilen şey, olaylarla ilgili insan tutumu demektir. Değerler, ideal davranış biçimleri veya hayat amaçları hakkındaki inançlarımız, davranışlarımıza yön gösteren ölçülerdir. Diğer bir tanımla, değer, bir nesneye, varlığa veya faaliyete, bireysel ve toplumsal açıdan tanınan önem ya da üstünlük demektir.

Bir şeyin sahip olduğu kıymet yani niteliğe değer dediğimiz gibi; arzu edilen, kişilerin hayatlarına kılavuzluk eden, bizim yanımızda önem dereceleri olan hedeflerimize de değer diyoruz. Davranışlarımıza ve hayatımıza yön veren değerlerin, diğer fiziksel varlıklar gibi somut bir mevcudiyeti yoktur. Değerler ancak eylemle birlikte ortaya çıkar. Biz, adalet ve dostluk değerlerini somut olarak, adil ve dost insanlarda görebiliriz.

Ahlakın değişmeyen değerleri vardır.  En önemli toplumsal değerlerin başında saygı, sevgi, sorumluluk gelir. Bütün zaman ve mekânlarda geçerli olan değerlerden bazıları şunlardır: Adalet, alçakgönüllülük, anlayış, arkadaşlık, bağışlayıcılık, bağlılık, barış, cesaret, cömertlik, doğruluk, dostluk, düşünceli olma, empati, güvenilirlik, hoşgörü, istikrarlı olma, işbirliği, itaat, iyilikseverlik, kanaatkârlık, liderlik, merhamet, nezaket, özgüven, paylaşma, sabır, sadakat, saygı, sevgi, sorumluluk, şükran, tutumluluk, vefa, yardımseverlik, namusluluk (iffet), manevilik, yaşama sevinci, disiplin, söz ve davranışlarda tutarlılık gibi değerler önde gelen değerlerdir.

Devamı

2010/26. “Dayak Öldü Allah Rahmet Etsin”,

Eğitimde Dayak Öldü Allah Rahmet EylesinProf.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

http://www.haber7.com/haber/20100402/Egitimde-dayak-oldu-Allah-rahmet-etsin.php


Seher Kadıoğlu'nun röportajı

02 Nisan 2010 07:02

Pek çoğumuz çocuklarımız için, iş işten geçtikten sonra   "Keşke yapmasaydım." diyoruz. Bilinçsiz ebeveyn tutumları, yanlış ezberler çocuklarımızın geleceklerine yanlış izler bırakabiliyor. Saçımızı süpürge ediyor, gecelerce uyumuyoruz, "Her şey yavrularımız için"  diyoruz da... Bir şeyleri atladığımız kesin. Okumuyoruz, araştırmıyoruz, bu yüzden  çok geç anlıyoruz evlatlarımızdan belki de çaldığımız hayatları. Bazı  anne babalar  bilmedikleri, öğrenmedikleri için geç kalıyorlar ve bu bilinçsizlik sorumluluktan kurtarmıyor onları. Mükemmel ahlaklı bir ebeveyn çocuklarını en iyi yetiştirir de diyemeyiz;  içselleştirdiklerini aktaramayabilir; yolunu bulamayabilir. Karıştıracağınız Ailede Ahlak Eğitimi' kitabının sayfalarında gezinirken, çocuğunuzla yaşadığınız ya da yaşayacağınız sorunlara çözüm bulabilir, önlem alabilir, yöntemler geliştirebilirsiniz . Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın'ın Timaş Yayınlarından çıkan Ailede Ahlak Eğitimi adlı kitabı, küçük çocukluk çağlarından başlayarak gençlik dönemini de kapsayan eğitim sürecinde ailelere ve eğitimcilere rehberlik ediyor. Kitap güncel sorunları belirginleştirdiği için diğer kitaplardan bir adım öne çıkıyor. 

Devamı

2010/24. “Peygamberimiz ve Aile”

Peygamberimiz ve Aile

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

İslâm peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)¸ Müslümanlar için bir örnektir. Bununla ilgili Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Andolsun¸ sizin için¸ Allah'ı ve âhiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Rasûlü'nde güzel bir örnek vardır." [1]

Hz. Muhammed (s.a.v)¸ ailesi içerisindeki davranışlarıyla¸ bütün aile bireylerine örnek olmuştur. Onun aile mensuplarına karşı davranışları¸ bize de aile hayatımızda nasıl davranacağımız konusunda örnek oluşturmaktadır.  

Peygamberimiz (s.a.v)¸ aile bireylerini çok severdi. Mesela¸ o kendisi küçükken ölmüş olan annesini hiçbir zaman unutmamış ve sürekli mezarını ziyaret etmiştir. Efendimiz (s.a.v)¸ amcalarını¸ özellikle de Ebu Talib'i çok severdi. Onu kıracak bir davranış yapmaz¸ ona devamlı yardımcı olmaya çalışırdı.

Peygamberimiz (s.a.v)¸ ilk eşi Hz. Hatice'yi çok severdi. Kendisine ilk vahiy geldiğinde heyecan içinde eşi Hz. Hatice'nin yanına koşmuştu. Hz. Hatice¸ ona moral ve destek vermiş; hemen inanarak Müslümanların ilki olmuştu. Onlar¸ 25 yıl evli kalmışlar ve mutlu bir aile hayatı sürmüşlerdi. Hz. Hatice'nin ölümünden sonra da Peygamberimiz (s.a.v)¸ çocuklarının annesini daima iyilikle anmıştır.

Devamı

2010/13. “Çocuğun Eğitiminde Anne ve Babanın Rolü”

ÇOCUĞUN EĞİTİMİNDE ANNE VE BABANIN ROLÜ

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN


Çocuk eğitiminde annenin rolü inkâr edilemez. Çocuğun eğitiminde annenin çok etkili olması, babanın çocuk eğitiminde sorumluluğunun az olduğunu göstermez. Sanıldığı gibi, babanın çocuğu ile ilgilenmesi için onun büyümesini beklemek gerekmez. Geleneksel olarak annelerin çocuk bakımında önemli rolü vardır. Buna rağmen çocuk eğitimi ve bakımı anne babaların her ikisinin de karşılıklı sorumluluk paylaşımı ile yürütmesi gereken bir durumdur. Özellikle annenin bebeklik dönemindeki yeri tartışılamaz olmakla birlikte uygun baba modelinin varlığı

Çocuğun her dönem için sağlıklı, gelişmesine yardımcı olacaktır. Çalışma ve şehir hayatında babaların çocuklarını az görmesi, çocukların eğitim ve bakımını tamamen annenin üzerine bırakması hem anneler hem çocuklar açısından büyük sorunlara yol açmaktadır. Anneler bu durumda çocuğa uygun eğitim ve disiplini vermekte zorluk çekerken (babanın desteği olmadığı için), çocuklar da babalarını seyrek gördükleri ve babanın etkinliğini hissetmedikleri için bazı psikolojik sorunlara girmektedirler.

Devamı

2010/7.   Vefa Eğitimi

VEFA EĞİTİMİ

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

1997 yılında Belçikalı Türk aile ve çocuklarıyla daha rahat iletişim kurabilmek için Türkçe öğrenen bir Katolik din dersi öğretmeniyle sohbet ediyorduk. Eşi de Katolik din dersi öğretmeni olan bu hanımın, beş çocuk sahibi olduğunu öğrendiğimde, bu ne "fedakârlık" demiştim. O, fedakârlık kelimesini anlamayınca Türkçe-Fransızca sözlüğe baktık ve anlamını okuyunca, artık bu kelime eskidi, bunu unuttuk, dedi. Vefa, konusunu yazmaya başlayınca bu hatıram aklıma geldi. Bizim de unutmaya yüz tuttuğumuz güzel hasletlerden biri de vefadır. Maalesef, günümüzde vefa, büyük ölçüde yitirmiş olduğumuz, çok değerli özelliklerimizden biridir. Artık, vefa örneklerini az görmeye ve vefasızlıkla suçladığımız dost ve akrabalarımızın çoğaldığını söyleyebiliriz.

Toplumu toplum yapan, cemaati cemaat yapan bir güzelliktir vefa… Dostlar arasında, kardeşler arasında olmazsa olmaz bir haslettir vefa… İnsanların birbiriyle kaynaşıp bütünleşmesini sağlayan bireyleri birbirine bağlayan yüce bir duygudur vefa…  Evleri yuva hâline getiren, aile mutluluğunu daim kılan bir erdemdir vefa…

Vefa kelimesi, genel olarak biri dostlukta diğeri verilen sözde olmak üzere iki anlamda kullanılmaktadır. Dostlukta, görülen iyilikleri unutmamak, iyilikte bulunanlara aynısıyla veya daha güzeliyle karşılık vermeye devam etmek, bağlılık ve dostluğu devam ettirme anlamına gelirken; sözünü yerine getirme, sözünde durmaya ahde vefa diyoruz. Böyle olan insanlara da vefakâr denir.

Devamı

2009/71. Çocuk eğitiminde vicdan gelişimi niçin önemlidir?

SÖYLEŞİ

Ahlak eğitimi kalbe, zekâya ve iradeye hitap etmeli ve amacı iyiliği sevdirmek, tanıtmak,istetmek olmalıdır

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın

Söyleşi: Ayfer Balaban

Çocuk eğitiminde vicdan gelişimi niçin önemlidir?

Toplumsal gelişmeler çocuğu birçok etkiyle karşı karşıya getirmiştir. Bu çerçevede anne babalar, çocuklarını kötülüklerden korumak ve iyi ahlaklı bir evlat olarak yetiştirmek istemektedir. Ahlak eğitimi kalbe, zekaya ve iradeye hitap etmeli ve amacı iyiliği sevdirmek, tanıtmak, istetmek olmalıdır. Ahlak eğitimi önce çocuğun duyarlılığına hitap etmelidir. Çünkü çocukta kalp, akıldan önce gelir. Çocuk heyecanlı olduğu zaman aklını aydınlatmak da kolaylaşır. Ahlak eğitimi, irade üzerinde de etki yapmalıdır. Çocuklarımızın bilgi ve becerilerine tertemiz bir vicdan eşlik etmeli; onun gelişmiş bir beyni olduğu gibi büyük bir kalbi de olmalıdır.

Vicdan, insanı, herkesten uzak, hiçbir cezaya veya azara uğramayacağından emin olduğu durumlarda bile, kötülük yapmaktan alıkoyabilir. Bunun için, kişileri, aydınlık ve dürüst vicdanlı hâle getirmek, ahlak eğitiminin hem aracı hem amacı sayılmalıdır. 

Devamı

2008/51. “Kuşaklar Arası Çatışma mı? Uyum mu?”

KUŞAKLAR ARASI ÇATIŞMA MI? UYUM MU?[1]

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]

           Kuşak çatışmasından kasıt, yetişmekte olan nesil (yani çocuk ve gençler) ile belli bir anlayış ve sosyal bakışı temsil eden yetişkin neslin arasındaki anlaşmazlıklardır.

         Anne, baba, öğretmen ve yönetici olarak tüm yetişkin nesil, tarih boyunca gençlik çağını yüceltip, gençleri küçümsemek, onlara hep tepeden bakmak, eleştirmek; bilgisiz, beceriksiz, sorumsuz, haylaz, asi ve eğlence düşkünü olarak görme eğiliminde olmuşlardır. Bu bakış açısıyla,  “Nerede bizim geçliğimiz.” diyerek acınmışlar, yitip giden gençliklerine ağlamışlardır. Bu, pek çok bilim insanı ve filozofun yazılarında da görülebilir. Örneğin, mi­lattan önce VIII. yüzyılda yaşamış olan Hesiod şöyle demektedir: “Günümüzün gençleri öyle sorumsuz ve uçarılar ki, yarın ülke yönetimini üstleneceklerini düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bize ağırbaşlı olmayı, büyükleri­mize saygılı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler ise, ne, kural tanıyor, ne beklemesini biliyorlar. Üstelik duygu­suz ve düşüncesiz davranıyorlar.” Sokrates de şöyle diyor: “Bugünün gençleri lüks ve gösteriş düşkünü, saygısız, baş­kaldıran, geveze ve obur yaratıklardır.”Gençler de tarih boyunca yetişkin nesli hep tutucu, geri kafalı, uyuşuk, bencil, korkak buyurganlar olarak görmüşlerdir. Düşüncelerini eski, zevklerini bayat, kurallarını sıkı, yasaklarını da akıldışı bulmuşlar; her şeye hayır demeyi alışkanlık hâline getirdiklerinden yakınmışlardır. Bu gibi gençlerle, yaşlı kuşakların yargıları değişik, ama önyargılı tutumları ortaktır. Genel olarak gençler de yaşlılar da bir­birlerinin hep olumsuz niteliklerini ön plana çıkarıyorlar. Bu vb. yakınmalardan anlıyoruz ki, yetişmekte olan çocuk ve gençlerle yetişkinler arasındaki kuşak çatışması üç bin yıl önce de vardı, şimdi de var, gelecekte de var olacak bir olgudur. 

Devamı

2008/50. “Çocuklar Şiddetten Korunmalıdır”

Çocuklar Şiddetten Korunmalıdır[1]

Prof.Dr.Mehmet Zeki Aydın [2]

Şiddet kelimesi, genel anlamda insanları yıldırmak amaçlı yapılanları ifade etmekte kullanılmaktadır. Bir başka deyişle şiddet, bir kişiyi hırpalamaya yönelik yoğun bir öfke gösterisidir.

Eğitim açısından şiddet duygusu ile şiddet davranışı arasındaki farkı ortaya koymak gerekir. Öfke veya düşmanlık duygusunun yoğun ve yıkıcı bir biçimde somutlaşmış şekline yani davranış olarak ortaya çıkmış hâline şiddet davranışı diyoruz. Oyuncak yüzünden kapışan iki ufak çocuğun birbirine vurması, yetişkin birinin bir başkasını dövmesi, öldürmesi şiddet davranışıdır. Şiddet duygusu ise, duyulması engellenemeyen, ancak kontrol altına alınıp davranış hâline gelmemiş öfke duygusudur.

Çocuğunuzun duygularıyla davranışlarını birbirinden ayırarak onun kişilik kavramını geliştirmesine yardımcı olabilirsiniz. Örneğin, hepimiz zaman zaman birini dövmek, bizi çileden çıkaran birini öldürmek duygusunu yaşarız. Ancak, aramızda bunu davranış biçimine getirenler, yalnızca duygularını kontrol edemeyenlerdir. Anneler babalar, zaman zaman çocuklarını dövme duygusuna kapılırlar. Bu duyguyu engelleyemedikleri için de, kendilerini kötü anne olmakla suçlayarak eziklik duyarlar. Oysa bu duyguya kapılmak çok doğaldır, doğal olmayan, bu duyguyu davranışa dönüştürmektir.

Devamı

2008/48. “Hz. Muhammed (a.s) ve Örnek Davranışları? (2) ”

HZ. MUHAMMED’İN AİLESİ İÇİNDEKİ ÖRNEK DAVRANIŞLARI (2)[1]

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

İslâm peygamberi Hz. Muhammed, Müslümanlar için bir örnektir. Bununla ilgili Kur’anı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.”[2]

 Hz. Peygamber, diğer insanlarla olduğu gibi akrabaları ile de iyi ilişkiler kurmuştur. Çünkü Kur’anı Kerim akraba ile iyi ilişkilerin önemine dikkat çekiyordu. Bu nedenle akraba ziyaretini düzenli hâle getirmiş, bu yöndeki toplumsal sorumluluğa vurgu yapmıştır. O, akrabalık bağlarını güçlendirmeğe gayret etmiş ve akraba ilişkilerine yönelik tavsiyelerde bulunmuştur.

Peygamberimiz, akrabalarla ilişkilerin, her ne olursa olsun, devam ettirilmesini öğütlemiştir. Onlara karşı hep iyilikte bulunulmasını, kaba davranılmamasını söylemiştir.  Akrabaları ile ilişkileri güzel olanların Yüce Allah tarafından sevildiğini de belirtmiştir. Peygamberimize bir gün bir adam gelir.: “Ben akrabalarımı ziyaret ediyorum ama onlar beni ziyaret etmiyorlardır”. Bunun üzerine Peygamberimiz, « Olsun, sen onları ziyaret etmeye devam ettiğin sürece Allah, seninledir »[3] cevabını verir. 

Devamı

2008/31. “Çocuk Tehdit Edilmemelidir”

ÇOCUK TEHDİT EDİLMEMELİDİR[1]

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Toplumumuzda, çocukları disipline etmek için çeşitli yöntemler uygulanmaktadır. Korkutma yöntemi de bunlardan biridir. Korkutmalar bazen tehdit hâline gelmektedir. Anne baba bazen, küçük çocuklarını evden gitmekle korkutmak için, “Annesiz kalırsın, üvey anne ellerinde büyürsün, o zaman anlarsın değerimi!” diyerek tehdit etmektedir. Bu tehdidiyle çocuğu yıldıran anne baba, çocuğunu sürekli tedirgin etme pahasına, ancak kısa bir süre için uslandırabilir.

“Beni çok üzüyorsun, canımdan bezdirdin, bıktırdın” şeklindeki yakınmalar; “Beni birazcık seviyorsan acı bana!” gibi acındırma yolları; “Yataklara düşeceğim!” diye süren yalvarmalar, ancak anne babanın güçsüzlüğünü ortaya koyar. Bu yolla çocuk, tedirgin olur ama uslanmaz. Bir süre sonra çocuk bunlara alışır ve böylece anne babanın otoritesi kaybolur.

Diğer bir yöntem de çocuğa küserek onu yola getirmektir. “Ben senin baban olmayacağım.”, “Ben senin annen değilim, kendine başka anne bul” sözlerinden çocuk çok kötü etkilenir ve korkar, güveni sarsılır. Böyle sözler, çocuk için çok ağır bir cezadır. Çocuk anneyi babayı kızdırdığında, ona soğuk davranılması normaldir. Az konuşması, sorularına kısa cevaplar vermesi veya vermemesi sakıncalı olmayabilir. Ancak, günlerce sürdürülen küslük ise olgun bir davranış değildir.

Devamı

2008/24. “Hz. Muhammed (a.s) ve Örnek Davranışları? ”

HZ. MUHAMMED (a.s) ve ÖRNEK DAVRANIŞLARI (1)

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

İslâm peygamberi Hz. Muhammed, Müslümanlar için bir örnektir. Bununla ilgili Kur’anıkerim’de Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için  Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.”[1]

Hz. Muhammed, ailesi içerisindeki davranışlarıyla, tüm aile bireylerine örnek olmuştur. Onun ailesine karşı davranışları,  bize de aile hayatımızda nasıl davranacağımız konusunda örnek oluşturmaktadır.  

Peygamberimiz, aile bireylerini çok severdi. Örneğin, o kendisi küçükken ölmüş olan annesini hiçbir zaman unutmamış ve sürekli mezarını ziyaret etmiştir. Peygamberimiz, amcalarını, özellikle de Ebu Talip'i çok severdi. Onu kıracak bir davranış yapmaz, ona devamlı yardımcı olmaya çalışırdı.

Peygamberimiz, ilk eşi Hz. Hatice'yi çok severdi. Kendisine ilk vahiy geldiğinde heyecan içinde eşi Hz. Hatice'nin yanına koşmuştu. Hz. Hatice, ona moral ve destek vermiş ve ilk Müslüman olmuştu. Onlar, 25 yıl evli kaldılar ve çocukları oldu. Mutlu bir aile hayatı sürdürdüler. Hz. Hatice'nin ölümünden sonra da peygamberimiz, onu daima iyilikle anmıştır.

Devamı

2008/17. “Kuşak Çatışmasına Dikkat Edilmelidir”

KUŞAK ÇATIŞMASINA DİKKAT EDİLMELİDİR[1]

Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN[2]

             Kuşak çatışmasından kasıt, yetişmekte olan nesil ile belli bir anlayış ve sosyal bakışı temsil eden yetişkin neslin arasındaki anlaşmazlıklardır.Yetişkin nesil, tarih boyunca gençlik çağını yüceltip, gençleri küçümsemek, onlara hep tepeden bakmak, eleştirmek; bilgisiz, beceriksiz, sorumsuz, haylaz, asi ve eğlence düşkünü olarak görme eğilimindedir. Bu, pek çok bilim insanı ve filozofun yazılarında da görülebilir. Örneğin, mi­lattan önce VIII. yüzyılda yaşamış olan Hesiod şöyle demektedir:

           Günümüzün gençleri öyle sorumsuz ve uçarılar ki, yarın ülke yönetimini üstleneceklerini düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bize ağırbaşlı olmayı, büyükleri­mize saygılı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler ise, ne, kural tanıyor, ne beklemesini biliyorlar. Üstelik duygu­suz ve düşüncesiz davranıyorlar.” Sokrates de şöyle diyor: “Bugünün gençleri lüks ve gösteriş düşkünü, saygısız, baş­kaldıran, geveze ve obur yaratıklardır.”

          Gençler de tarih boyunca yetişkin nesli hep tutucu, geri kafalı, uyuşuk, bencil, korkak buyurganlar olarak görmüşlerdir. Düşüncelerini eski, zevklerini bayat, kurallarını sıkı, yasaklarını da akıldışı bulmuşlar; her şeye hayır demeyi alışkanlık hâline getirdiklerinden yakınmışlardır. Bu gibi gençlerle, yaşlı kuşakların yargıları değişik, ama önyargılı tutumları ortaktır.

                                                                                                                                                                                                                                Devamı

2008/5. “Ben İyi Bir Anne Baba mıyım?”

BEN İYİ BİR ANNE BABA MIYIM?[1]

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]

Çocuk eğitimi konusundaki bazı yazar ve kitapların da etkisiyle, bazı anne babalar, çocuklarına karşı duydukları bazı duyguları ve yaptıkları bazı davranışları yüzünden kendilerini suçlarlar. Bazen de bunun tersi olarak, anne babalar, iyi niyetlerini dikkate alarak çocuklarına her türlü iyiliği yaptıklarını ancak başarılı olamadıklarını ileri sürerek suçu çocuklarına atarlar. Her konuda olduğu gibi bu konuda da dengeli ve gerçekçi olmalı ve yaptığımız doğru ve yanlışları olduğu gibi görmeye çalışmalıyız.Çocuk eğitiminde büyüklerin yanlışları elbette çoktur ve bunları düzeltmek için gayret göstermek gerekir. Çünkü hiçbir şey bilmeden dünyaya gelen çocuğa şekil veren biz büyükleriz. Toplumumuzdaki aile yapısındaki değişimle, büyük ölçüde, geniş aileden küçük aile yapısına geçilmiştir. Bunun sonucu çocuk eğitiminde, genç anne baba yalnız kalmıştır. Kısaca, eskiden genç anne baba, çocuğun hizmetini yapar, ancak eğitimini evin büyükleri, dede ve nineler üstlenirlerdi. Kendi çocuklarının eğitimine genelde hiç müdahale edememesine karşın, onların nasıl yetiştirildiğini görerek öğrenen anne baba, bu konudaki tecrübelerini torunları üzerinde uygulardı. Çocuk sayısının çokluğu da buna eklenince evde yaşayan herkes çocukları nasıl yetiştiklerini de bizzat görüyorlardı. Günümüzde yeni evlilerin çoğu yalnız başına kalıyor ve çocuk yetiştirme konusunda tecrübesiz oluyorlar. Bir de yeni evliliğin getirdiği maddî sıkıntılar gereği veya gençliğin verdiği heyecanla çalışmaya daha çok önem veriyorlar. Bu şartlar altında konuyla ilgili kitap da okuyamıyorlar ve çocuk eğitimiyle ilgili danışacakları kimse bulamıyorlar veya sormaya utanıyorlar. Doğal olarak çocuk da büyüyor ve ilk yıllarda da çocuğun kişiliği belirlenmiş oluyor. Birinci çocukta hatalarını anlayan anne baba ikinci çocukta aynı hataları yapmamaya çalışıyor.

Devamı

2007/99. “Çocuğun Eğitimi Sadece Anneye Bırakılmamalıdır”

ÇOCUĞUN EĞİTİMİ SADECE ANNEYE BIRAKILMAMALIDIR

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Çocuk eğitiminde annenin rolü inkâr edilemez. Çocuğun eğitiminde annenin çok etkili olması, babanın çocuk eğitiminde sorumluluğunun az olduğunu göstermez. Sanıldığı gibi, babanın çocuğu ile ilgilenmesi için onun büyümesini beklemek gerekmez.

Geleneksel olarak annelerin çocuk bakımında önemli rolü vardır. Buna rağmen çocuk eğitimi ve bakımı anne babaların her ikisinin de karşılıklı sorumluluk paylaşımı ile yürütmesi gereken bir durumdur. Özellikle annenin bebeklik dönemindeki yeri tartışılamaz olmakla birlikte uygun baba modelinin varlığı çocuğun her dönem için sağlıklı, gelişmesine yardımcı olacaktır.

Çalışma ve şehir hayatında babaların çocuklarını az görmesi, çocukların eğitim ve bakımını tamamen annenin üzerine bırakması hem anneler hem çocuklar açısından büyük sorunlara yol açmaktadır. Anneler bu durumda çocuğa uygun eğitim ve disiplini vermekte zorluk çekerken (babanın desteği olmadığı için), çocuklar da babalarını seyrek gördükleri ve babanın etkinliğini hissetmedikleri için bazı psikolojik sorunlara girmektedirler. Bu durum anneyi ve çocuğu etkilemektedir. Anneler evin sorumluluğu, çocuğun bakımı gibi konularda yalnız kalıp strese girmektedirler. Ayrıca sürekli duygusal destek, sevgi ihtiyacı hisseden çocukta da bazı davranış ve duygusal sorunlar oluşabilmektedir. Mümkün olduğunca babanın da hamilelikten itibaren bu konuda anneye gerekli psikolojik destek sağlaması gerekir. Babanın anneye verdiği destek, çocuklara ayırdığı zaman, çocuk eğitimine doğrudan veya dolaylı katılımı birçok sorunu oluşmadan engellemektedir.

Devamı

2007/93. M. Zeki Aydın ile söyleşi: Zorunlu DKAB dersi, boş yere konulmadı.

ZORUNLU DKAB dersi boş yere konulmadı

Prof. Dr. Mehmet. Zeki AYDIN:

"Şu anda uygulanmakta olan DKAB dersi, 1982 Anayasa'sına konulurken uzun ve birçok tarafın katıldığı tartışmalar sonucunda ortaya çıkmış bir görüştür. Bu tartışmalarda konu, akla gelebilecek her yönü ile tartışılmıştır."  

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, dinibil.com'un sorularına verdiği cevaplarda, önemli açıklamalarda bulunarak, DKAB dersinin zorunlu derslerden olmaya devam etmesi gerektiğini belirtti. Aşağıda, yapılan söyleşinin tam metni bulunmaktadır.dinibil.com: Yeni anayasa taslağı yayımlandı; din eğitimi ve öğretimiyle ilgili 24. maddenin 4. şıkkı, iki alternatif sunuyor. Bu iki alternatifi genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?Aydın: Her iki alternatifi de Türkiye için uygulanabilir ve yararlı bulmuyorum. Bu maddelere göre, DKAB dersleri zorunlu olmaktan çıkıyor. Ancak sadece bununla kalmıyor, velinin inanç ve ideolojisine göre din dersi talebine imkân hazırlıyor. Buna göre, confessional yani din eğitimi yaklaşımı dediğimiz, mezhebe/dine dayalı doktriner din dersini öngörüyor. Bu ise Türkiye açısından şu anda veya yakın zamanda mümkün olmayan bir uygulamadır. Bunun en önemli sorunu, kimi hangi kurumun temsil edeceğidir. dinibil.com: Birinci alternatifte "Din eğitimi ve öğretimi kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır." deniliyor; ikinci alternatifte ise "Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretimde zorunlu dersler arasında yer alır." deniliyor.

Devamı

2007/79. “Çocuklarda Ahlak Gelişimi”

AHLÂK EĞİTİMİ NİÇİN ÖNEMSENMELİDİR?

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]

Birçoğumuz hatta hepimiz az ya da çok insan ilişkileri ve ahlâkî konularda şikâyet ediyor, memnuniyetsizliğimizi belirtiyoruz. Ahlâk ve eğitimi konusunu ne kadar önemsediğimizle ilgili bazı durumları ortaya koyalım.

            Ahlâk ve Eğitimi Konusunu Ne Kadar Önemsiyoruz?

Bu konuda aşağıdaki soruları cevapladığımızda, ahlâk eğitimini ne kadar önemsediğimiz ortaya çıkar.

1.Ahlâkla ilgili ne kadar kitap yazılmaktadır?

            a.Üniversitelerde kadar çalışma yapılmaktadır?

            b.Kütüphanelerde ne kadar kitap bulunmaktadır?

2.Ahlâkla ilgili ne kadar kitap okunmaktadır?

3.Okullarımızda ne kadar öğretilmektedir?

4.Vaizlerimiz, imam hatiplerimiz, ahlâkî konulara ne kadar yer veriyorlar?

5.Anneler babalar ne kadar önemsiyorlar?

Ahlâk Eğitiminin Küçümsenmesinin Sebepleri

1.Eskiden kabul edilen idealist hayat anlayışı, yerine yüzyılımızın başında pozitivist anlayış, sonraları faydacı/pragmatist anlayış ve daha sonra varoluşçu ve insancı anlayışın toplumumuza yanlış yansımaları.

2.Eskiden idealist hayat anlayışının sonucu olarak ortaya çıkan baskıcı eğitim ve disiplin anlayışı yerine buna tepki olarak geliştirilen özgürlük ve özgür eğitim ve disiplin anlayışının benimsenmesi. Bunun günlük hayata yansımasının, “Kimse kimseye karışamaz, herkes istediğini yapmalıdır.” anlayışı şeklinde ortaya çıkması.

Devamı

2007/78. “Yaz Kur’an Kurslarının Önemi.”

“YAZ KUR”ÀN KURSLARININ ÖNEMİ.”

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN[1]

Yaz kursları bir fırsattır ve bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz. Ülkemizde her yıl Haziran ayı gelince okullarda çocuklarımızı yaz tatili heyecanı sarar. Tatiller onların doyasıya oynamak için iple çektikleri vakitlerdir. Elbette oyun onların en tabii hakkıdır. Yaz tatillerinde evde, bahçede, tarlada, bağda ve çeşitli iş yerlerinde çalışan çocuklarımız da vardır. Bununla beraber tatilleri, zamanı boş geçirmek değil; dinlenmek ve yeni bir çalışmaya başlamak olarak da düşünmeliyiz. Yaklaşık üç ay devam eden bu süre, yavrularımızın güzel dinimizi ve yüce kitabımızı öğrenmeleri için iyi bir fırsattır.  Anne babaların ve öğreticilerimizin bu fırsatı iyi değerlendirmesi gerekir.

Yaz Kur’an kursları bir Türkiye gerçeğidir. Bildiğim kadarıyla yazın, okulların tatil olduğu bir dönemden yararlanarak çocuklara dinî eğitim vermek bize mahsus bir uygulamadır, dünyanın başka yerinde bu kadar sistemli ve yaygın olduğunu da pek zannetmiyorum. Aslında yaz tatilinin amacı, öğrencinin dinlenmesidir. Yazın havalar sıcaktır ve tatil yapılır. İşte bir anlamda verimsiz bir mevsimde çocukların dinini ve özellikle de Kur’an okumayı öğrenmesi için onları camilere ve Kur’an kurslarına gönderiyoruz. Bu tespiti niçin söylüyorum? Şunun için, öncelikle neyi, nasıl yaptığımızın farkına varalım. Böylece fırsatı iyi değerlendirelim.

Devamı

2007/75. “Çocuk Eğitiminde İyi, Doğru, Güzel Davranışların Teşvik Edilmesi”

ÇOCUK EĞİTİMİNDE, İYİ, DOĞRU, GÜZEL DAVRANIŞLARIN TEŞVİK EDİLMESİ[1]

Prof.Dr. MEHMET ZEKİ AYDIN[2]

Teşvik etmek, isteklendirmek, özendirmek anlamlarına gelir. Teşvik, istekleri yaptırmaya cesaretlendirmek ve duyguları yönlendirmektir. Bir davranışı yapmaya iten iç kuvvete güdü, dışarıdan takviye etmeye de teşvik diyoruz.

İnsanların bazı durumlarda, başkaları tarafından teşvik edilmeye ihtiyaçları vardır, bu ihtiyaç çocuklar için daha da fazladır. Çünkü onlar birçok iyiliğin zevkini tanımamışlar, birçok iyiliğin güzel sonuçlarını görmemişlerdir. Bu nedenle çocuklar yerinde ve zamanında yapılacak teşvik ve telkinlerle iyiye yönlendirilmelidir. Yaptıkları iyi davranışlar pekiştirilmelidir.

Pekiştirme, olumlu (pozitif) ve olumsuz (negatif) olmak üzere ikiye ayrılır. Olumlu pekiştirme, bir davranış yapıldıktan sonra, onun bir ödül veya hoşa giden bir durumla desteklenmesidir. Anne babasının (memnuniyeti, aferin demesi gibi) olumlu pekiştireç ile hoşuna giden durumlarla karşılaşmak isteyen çocuk iyi davranışlara yönelebilir. Olumsuz pekiştirme ise, bir davranışın sonucunda, rahatsızlık veren bir uyarıcının ve hoşa gitmeyen bir durumun sona erdirilmesi veya ondan uzaklaşılması demektir. Olumsuz pekiştireçler, istenmeyen bir davranışı engellemek veya yapılmasını durdurmak amacıyla uygulanır. Anne babasının (kaşını çatması, haçlığını kesmesi, dışarıya çıkma yasağı vermesi gibi) olumsuz pekiştireç ile karşılaşmak istemeyen bir çocuk kötü davranışlardan uzaklaşabilir.

Devamı

2007/74.“Gençlik Dönemindeki Çocuklarımızla İletişim”

GENÇLİK DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLARIMIZLA İLETİŞİM[1]

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2] 

İnsan hayatının en zor dönemlerinden biri de ergenlik ve gençlik dönemidir. Benim ergenlik ve gençlik dönemine verdiğim ad, “gıcıklık” dönemidir.[3] Bu dönemin özelliklerini bilip ona göre davranmak gerekir.Ergenlik dönemine ulaşan birey, doğru ve yanlışı, sosyal düzenin yasa ve kurallarıyla değil, bizzat kendi vicdanıyla ve kendi geliştirdiği ahlâk ilkeleriyle tanımlar. Ahlâk ilkeleri, sadece kendisi için değil, herkes için geçerli ve evrensel değerler üzerine kurulmuştur. Böylece birey, yalnız kendini değil, başkalarını da dikkate alan, yüksek düzeyde bir ahlâkî yargı geliştirir. Çocuğun olgunluğa yönelik psikolojik gelişimi, 13 ile 21 yaşları arasındaki ergenlik döneminde tamamlanır. Ergenlik öncesi çağ, ergenlik boyunca olacak değişimlere temel olan bir gevşemönemidir.Çocuğun “geleneksel, eleştirisiz” bir dürüstlük anlayışından kurtulup kendi öz dürüstlük ölçülerine ulaşması için 14 yaşına basması beklenmelidir. 14 yaşındaki ergenin yetişkinlere ve aile bireylerine olan tutumu olgunlaşmaya başlar. Bu durum onun her şeyi eleştirmesine yol açar. Anne babayı eleştirme, onların görüş ve düşüncelerini benimsememe eğilimleri vardır. Rahat ve uyumlu çocukluk geçirenler, ergenlik döneminin sorunlarını daha kolay çözerler.

Devamı

2007/73.“Ergenlik Dönemindeki Çocuklarımızla İletişim”

ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLARIMIZLA İLETİŞİM[1]

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]

İnsan, bebek olarak doğar, çocuk olur, ergen olur, gençlik dönemini yaşar, yetişkin olur, derken yaşlanır ve bir gün hayatın sonuna gelir. İnsanın bu serüvenindeki davranışlarını, eğitim psikolojisinin gelişim psikolojisi inceler. Bizler, bu dönemleri bilirsek çocuklarımızın davranış ve tutumlarını daha iyi anlar ve ona göre davranırız. Bunları bilmezsek, gençlerin davranışlarını bir başkaldırı veya sapma olarak görürüz ve hem kendimizi hem de onları üzeriz. Sadece üzmekle kalsak onun yaptığı çocukluk hatasına biz de hatayla karşılık veririz ve zararlı çıkarız.

İnsan hayatının en zor dönemlerinden biri de ergenlik ve gençlik dönemidir. Benim ergenlik ve gençlik dönemine verdiğim ad, “gıcıklık” dönemidir. Anne babalara göre, gençler çok “gıcık” davranışlarda bulunurlar. Hem de inadına “gıcıklık” yaparlar. Ancak bir de gence sorun bakalım, ne diyecekler. Ben zaman zaman gençlere, “Siz mi daha gıcıksınız, yoksa anne babanız mı gıcık?” diye soruyorum.[3] Kendi “gıcıklık”larını görmek yerine, anne babalarının çok “gıcık” olduğunu söylüyorlar. İşin doğrusu, genç, kimliğini bulurken “gıcıklık” yapmakta, bu tutum karşısında şaşıran birçok anne baba da bilmeden “gıcıklık” yapmaktadır.

Bizler hoş karşılasak da karşılamasak da ergenlik ve gençlik çağındaki çocuklarımız, sadece bize değil, bizim temsil ettiğimiz büyükler toplumuna da başkaldıracaklardır. Anne babasıyla ters düşmeyen çocuklar, çocukluktan olgunluğa geçiş dönemini başarılı yürütemiyorlar ve kendi kendilerine birtakım çözümsüzlüklere saplanıyorlar demektir.

Devamı

2007/70. “Yaz Kur’an Kurslarında DKAB Öğretmenleri Görev Yapabilecek”

 “Yaz Kur’an Kurslarında DKAB Öğretmenleri Görev Yapabilecek” Zaman Gazetesi, 14 Haziran 2007, Bölüm: Gündem,  s.1, .

2007/69. "Nasıl Bir Anne-Babasınız? (1)" Hanımefendi, Haziran 2007 İstanbul sayı: 9, ss.4-5

NASIL BİR ANNE BABASINIZ? (1)

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Ailede, anne baba ile çocuk arasındaki iletişim ve anne babanın disiplin anlayışı, çocuğun eğitiminde önemli bir yer tutar. Anne babanın çocuklarıyla arasındaki ilişkilerine ve disiplin anlayışına göre, aileler, değişik şekillerde sınıflandırılmıştır.

Genel olarak aile ortamını sağlıklı ve sağlıksız olarak ayırabiliriz. Sağlıklı ailede bireyler, doğru bildiklerini söylemekte ısrar edebilir ve gerçekçi olmaya özen gösterir; kendi düşünce, duygu ve davranışlarından kendilerini sorumlu tutarlar. Sağlıksız ailede ise, bireyler dıştan denetimli kişiler olarak yetişir.

Çocuklarını her hâliyle kabul etmeleri için, anne babaların, kendi kendilerini kabul etmiş olmaları gerekiyor. Kendi kendileriyle uyum içinde olmayan, henüz kendilerini kendileri olarak benimseyememiş kişilerin, çocuklarını, ne olursa olsun kendilerinin bir parçası olarak kabul edebilmeleri güç olmaktadır. Bu bakımdan "kabul eden anne baba" ile "reddeden anne baba" deyimleri ortaya çıkmıştır.

Kabul eden anne baba genellikle seven anne babadır. Fakat bazı anne babalar, kendi istekleri ile çocuklarının istekleri arasındaki sınırı tayin edememektedirler. Kendilerini ve çocuklarını, aynı önemde kabul ederek, çocuğa kendisi olmak, kendini ifade etmek hakkını vermekle birlikte, anne babanın kendi haklarını da aynı derecede gözetmesi ve gerektiğinde evet de hayır da diyebilmesi önemlidir.

Devamı

2007/68. "Yaz Kursları İyi Bir Fırsattır" Yeni Dünya Dergisi, Haziran 2007 sayı:164, ss.44-46

BİR YAZINIZDA YAZ KURSLARI İYİ BİR FIRSATTIR DİYORSUNUZ BUNU BİRAZ AÇAR MISINIZ?

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Yaz Kur'an kursları, öğretici ve öğrenen açısından bir fırsat ve bir imkândır. Toplumda Kur'an-ı Kerim okumayı bilenlerin çoğu ilk defa Kur'an okumayı yaz kurslarında öğrenirler. Buralar, Kur'an bilgilerini ve temel dinî bilgileri almak için ilköğretim çağındaki çocukların çoğunun uğradığı mekânlardır. Bir günlüğüne de olsa birçok insanımız bu kurslara gitmişlerdir. Yaz kursları, birçok çocuğun ilk defa örgün eğitim anlayışıyla düzenli olarak, Kur'an-ı Kerim ve temel dinî bilgiler dersleri aldıkları yerlerdir. Bu çocukların çoğu daha sonradan yaygın ve örgün eğitim içinde bir daha Kur'an eğitimi almamaktadır. Bu derslerin önemini anlamak için, yaz kurslarının hiç olmadığını, eğitim görmek için hiçbir öğrencinin buralara gelmediğini düşünmek yeterlidir.

Yaz Kur'an kursları bir Türkiye gerçeğidir. Bildiğim kadarıyla yazın, okulların tatil olduğu bir dönemden yararlanarak çocuklara dinî eğitim vermek bize mahsus bir uygulamadır, dünyanın başka yerinde olduğunu da pek zannetmiyorum.

BİR DİYANET YETKİLİSİ, 'ÖYLE İNSANLAR VAR Kİ, DİNDARLIKLARI YAZ KUR'AN KURSLARINDA ÖĞRENDİKLERİ İLE KALIYOR' DİYOR.  BU KONUYLA İLGİLİ NE DİYORSUNUZ?

Ben de bu görüşe katılıyorum. Bunu olumlu anlamda alırsak, yaz kurslarının önemi anlaşılır. Ama bu kurslar yeterli değil dersek, o da bir anlamda doğrudur. Elbette yeterli değildir ama bugünkü şartlarda bu imkan vardır; bunu en iyi nasıl değerlendiririz ona kafa yormak lazımdır.

Devamı

2007/41. "İslam'da Ailenin Önemi"

İSLAM'DA AİLENİN ÖNEMİ

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Aile, anne baba ve çocuklardan oluşan en küçük toplum birimidir. Bu bakımdan aile toplumun temel taşı sayılmıştır. İlk toplumlardan günümüze kadar, bütün toplumlarda aile vardır. İnsanları diğer canlılardan ayıran önemli özelliklerden biri, insanların aile düzeni içinde yaşamalarıdır. Anne baba ve çocukların yanında nine, dede, amca, hala, dayı ve teyzeler de aileden sayılır.

Dinimize göre aile; anne, baba ve varsa çocuklardan oluşan kutsal bir yuvadır. Birbirlerine sevgi ve saygı bağlarıyla bağlı olan; aynı inanç, aynı düşünce ve aynı duyguları paylaşan; kendilerine düşen görevleri yerine getiren bireylerden oluşan aileler, huzurlu olurlar. Kur'an-ı Kerim'de "Allah sizlere kendinizden eşler, eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder."  buyurulur.

İslâm dini aileye büyük önem vermiştir. Çünkü aile hem kişinin huzur bulduğu bir ortam, hem neslin devamı için bir vesile, hem de kişiyi dince günah sayılan çeşitli kötülüklerden koruyan bir kurumdur. Kur'an-ı Kerim'de "İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda sevgi ve rahmet var etmesi Allah'ın varlığının belgelerindendir. Bunda düşünen insanlar için dersler vardır."4  buyurulur.

Toplumun özü ve temeli ailedir. Uygarlıkta ileri gitmiş ne kadar millet varsa, aile ocağında iyi eğitim görmüş bireylerden meydana gelmiştir. Çünkü milletler birçok ailenin birleşmesinden meydana gelmektedir.

Devamı

2007/40. "Çocuğa İyi 'Ben'lik Nasıl Kazandırılır?"

ÇOCUĞA İYİ "BEN"LİK NASIL KAZANDIRILIR?  

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın

Çocuklar benlik kavramıyla doğmazlar. Benlik kavramını anne-baba ve çevrelerinden öğrenirler. Eğer siz doğru ve güzel olanı öğretirseniz, çocuğunuz da iyi bir "benlik"e sahip olmuş olur.

Çocuğun temel kişilik yapısını belirleyen tek etken, onda belirecek benlik kavramı, yani kendi kendini nasıl gördüğüdür. Onun, okulda ve daha sonraki hayatında elde edeceği başarı, kendi benliği ve kendi varlık kavramıdır. Kişiliğin dıştan değil, içten görünüşü veya öznel yanıdır.

Benlik kavramının anlaşılması ve yapısını oluşturan unsurların çözümlenmesi, diğer bir deyişle, insanın kendisini tanıyabilmesi için, aşağıdaki soruların sorulması ve cevaplarının verilmesi gerekir.

Çocuk, kendisi ile ilgili çevresindeki ilk izlenimleri hissetmeye başlamasıyla benliği oluşmaya başlar. Benlik, kişinin kendisini algılama biçimidir. Diğer bir deyişle, benlik, bireyin kendi içine bakışı ve çevresinin ona baktığı şeklin birlikte algılanmasıdır. Çocuğun karakterinin oluşmasındaki en önemli etken "benlik kavramı" dır. Benlik kavramının en önemli bölümü ise bebeklikte oluşur. Benlik kavramı, çocuğun kendisiyle ilgili olarak kafasında çizdiği görüntüdür. Bu görüntü, çocuğun kendine güvenip güvenmeyeceğini, içe ya da dışa dönük olacağını, atak ya da çekingen olacağını belirler. Çocuğun benlik kavramı, onunla dünyayı seyrettiği bir gözlük gibidir.

Devamı

2007/39. "Eğitimde Yeni Anlayışlar"

EĞİTİMDE YENİ ANLAYIŞLAR

Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN

Çağımızda toplumsal değişimler o kadar çok hızlı olmaktadır ki, takip etmek bile zorlaşmıştır. Ancak ister istemez bu değişimleri takip etmek gerekmektedir. Çünkü bu değişimin gelişim yönünde olması, bilinçli ve tutarlı insanlar yetiştirerek mümkündür.

Günümüz toplumlarını iki ana özellikle karakterize etmek mümkündür:

1. Toplumun tüm hayat alanlarında yoğun bir bireyselleşme atılımının gerçekleşmesi.

2. Toplumda geçerli değer anlayışlarının çoğullaşması.

Son yüzyılda büyük değişimlere sahne olan dünyamızda insanoğlu daha birçok değişimlere hazır olmalıdır. Toplumdaki değişimlere paralel olarak, eğitim alanında da değişiklikler yaşanmaktadır. Eğitim alanındaki değişiklikleri kısaca şöyle sıralayabiliriz. Herkese eğitim, zorunlu eğitim, hayat boyu eğitim, çok kanallı eğitim, öğretmen merkezli öğretimden öğrenci merkezli öğretime geçiş, aktif öğretim, küreselleşme, toplam kalite yönetimi vb.

Günümüzde, eski dönemlerin çok bilen insan tipi, yerini bilgiyi gerektiğinde nerede, nasıl bulabileceğini bilen insana bırakmıştır. Yine çağlar boyu bilginin değişmez ve kalıcı olduğuna inanan insan tipi, yerini bilginin kısa zamanda değişip eskidiği bu nedenle sürekli yeni bilgiler peşinde kendini durmadan geliştirmeye çalışan insan tipine bırakmıştır. Aynı şekilde, eğitimli insanın tanımı da değişti. 21. yüzyılda bilgisayar kullanmak, okuma yazmayı bilmek gibi olacaktır. Önümüzdeki yıllarda, kişiler, teknolojiden ve  özelliklerinden haberdar olacaktır.

Devamı

2007/38. "Çocuğa Kendi Güven Duygusu Kazandırılmalıdır. "

ÇOCUĞA, KENDİNE GÜVEN DUYGUSU KAZANDIRILMALIDIR

Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN

Hayatta başarının bir çok şartı vardır. Bence, başarının temelinde bir hedef sahibi olmak ve kendine güven gelmektedir. Kendine güvenen çocuk yetiştirmenin temeli çocuğun doğum anında başlar. Başka bir yazıda bu konuyu açıklayabilirim. Bu yazıda, çocuğa güven duygusu kazandırmak için dikkat edilmesi gerekli hususlar üzerinde duracağım.

İnsanın hayatı, ancak kendisine inandıktan sonra değişmeye başlar. Kendine inanan ve güvenen bir çocuk, bizzat kendini geliştirmeye uğraşır. Çünkü inanç ve güven, çocuğu harekete geçirir. Böyle bir çocuk, soru sormaktan, denemekten, araştırmaktan çekinmez, ayağına gelen fırsatları değil, onu bekleyen fırsatları kollar. Hayatı tanımakta, onun içinde dolaşmakta cesur davranır. Artık çocuk, kendi gelişme şartları üzerinde etkili bir rol oynamaktadır.

Düşüncelerine ve kararlarına hiç değer verilmeyen, şiddet gören, şakaları alaya alınan, her mazereti yalan, her girişimi ukalâlık, her sevinci şımarıklık kabul edilen bir çocuk, artık kendisine saygı duymaz. Çocuklarınızın önemsenmesini istiyorsanız, önce siz onları önemsemelisiniz.

Unutmamanız gereken bir nokta da çocuğun kendi istediği şeylere zaman ayırmak ihtiyacında olduğudur. Çocuğun bütün gün ne yapacağına anne babası karar verir, çocuk okuldan kursa, kurstan müzik dersine, oradan ailenin düşündüğü bir spora sürüklenip durursa bu ihtiyacı karşılanamaz.

Devamı

2007/37. "Anne-Baba Çocuğu Okulda da Takip Etmelidir."

ANNE BABA ÇOCUĞU OKULDA DA TAKİP ETMELİDİR

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Çocuğun ahlâk eğitiminde onun öğrenme kaynaklarının en önemlilerinden biri de okul, okuldaki arkadaş çevresi ve öğretmenleridir. Okul, bir bakıma, evde kazanılan eğitimin sınandığı yerdir. Çocuğun okula uyum ve başarısı, anne babanın, onu yetiştirmedeki başarısının bir ölçüsüdür. Ancak okula başlamakla, anne babanın eğitici görevini tamamen öğretmene aktardığını düşünmesi de yanlış olur. Genel anlamda eğitim, evde ve okulda ortaklaşa yürütülür. Bu nedenle anne baba, imkanlar ölçüsünde çocuğu öğretim hayatında da takip etmelidir.

Anne babaların çoğu, ilkokula başlamanın çocukta ne büyük bir ruhsal gerilime yol açtığını anlamazlar. Oysa çocuk, bu dönemde büyük bir sarsıntı geçirmektedir. Hele çocuk yuvaya ve anaokuluna gitmemişse, bu sarsıntı daha da büyük olur. Okulun amacı, çocuklara ilerde kendi kendilerine yeten büyükler oldukları zaman gerek duyacakları bilgi ve becerileri öğretmektir. Çocuğunuzun toplumsal bir birey olmasını okul sağlar. Çocuk, bu dönemde yaptıklarına bakılarak değerlendirilecek veya yargılanacaktır. Sizin burada yapmanız gereken şey, çocuk başarılı da olsa başarısız da olsa, sevginizi ondan esirgememenizdir. Çocuğunuz bilmelidir ki anne babası, onu yaptıkları için değil, kendi varlığı için sevmektedir. Çocuk sizin sevginizin, okuldaki veya arkadaş çevresindeki başarısıyla ilintili olmadığını bilmek ve bu sevginin gücüne dayanmak, güvenmek ihtiyacındadır.

Devamı

2007/36. "Eğitimci Gözüyle Çocuğun Eğitiminde Ailenin Önemi"

EĞİTİMCİ GÖZÜYLE ÇOCUĞUN EĞİTİMİNDE AİLENİN ÖNEMİ

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

       Aile, kan veya akrabalık bağıyla birbirine bağlı olan, aralarında toplumca belirlenmiş hak ve ödevlere sahip bireylerin oluşturduğu bir kurum, ortak değerleri olan bir gruptur. Genel anlamda aynı soya mensup veya birbirlerine evlilik bağı ile bağlı bulunan kişilerin tümüdür. Daha dar anlamda bir erkek ile kadın ve varsa çocuklarından oluşan toplumun en küçük birimi ve kurumudur.

       Aile toplumun temelidir. Aile, içinde yaşanılan toplumda, devlete kadar uzanan kurumlar zinciri içinde, diğer kurumların güçlü ve sağlıklı olmasını sağlayan en önemli birimdir. İnsanoğlu kendi neslini mükemmel bir şekilde ancak evlilik yolu ile koruyabilir. Ailenin en önemli işlevi, insan neslinin devamı için çocuk meydana getirip yetiştirmektir.

Devamı

2006/10. "Çocuk Aşağılanmaktan,  Olumsuz Sıfat ve Tanımlamalardan Uzak Tutulmalıdır",

EĞİTİMDE YENİ ARAYIŞLAR

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Çağımızda toplumsal değişimler o kadar çok hızlı olmaktadır ki, takip etmek bile zorlaşmıştır. İster istemez bu gelişimleri takip etmek gerekmektedir. Belli başlı değişiklikleri şöyle sıralayabiliriz:

1.Toplumsal değişim

2.İnsan anlayışı

3.Yaşama biçimi

4.Ekonomik şartlar

5.Eğitim anlayışı

6.Bilgi anlayışı.

Bir toplumun örgün ve yaygın eğitimi,  o toplumun bireylerinin dünya görüşlerini, kişilik oluşumlarını, hayat biçimlerini, çalışma alanlarını belirler. İşte bu nedenle, içinde bulunduğumuz sosyal ve kültürel şartlar, kendimizi, kurumlarımızı ve değerlerimizi yeniden incelememizi gerektiriyor.

İnsanlığın endüstri toplumundan bilgi toplumuna geçiş sürecini yaşadığı günümüzde teknolojik yenilikler, benzeri görülmemiş değişimlere ortam hazırlamaktadır. Bu değişimin gelişim yönünde olmasını, kuşkusuz, bilim, teknoloji, sanat ve manevî değerler alanında bilgili ve tutarlı insanlar yetiştirerek eğitim sağlayacaktır.

İnsanın gelişmesinde olduğu gibi toplumların gelişmesinde de sonraki olaylarla önceki olaylar arasında ciddi bir ilişki vardır. Bu ilişki doğa olaylarında olduğu gibi kesin bir sebep-sonuç ilişkisi olmasa da çoğunlukla toplum hayatında olayların meydana gelişinde tesadüflerden daha belirleyici olan, o olaylarla ilgili önceki toplumsal yaşantılarDevamı

2006/24. "Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed(s.a.s)",

BİR EĞİTİMCİ OLARAK HZ. MUHAMMED (SAV)


Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Yüce Allah, halifesi olarak yaratıp, "kulluk" görevini yüklediği insana, bu görevi hakkıyla yerine getirebilmesi için çeşitli zamanlarda ilâhî mesajlarını iletecek elçiler göndermiştir. Bu elçilerden ilki, aynı zamanda ilk insan olarak yaratılan Hz. Adem, sonuncusu, Hz.Muhammed (SAV) dir. Her peygamber, Allah'ın kendisine verdiği mesajların ilk öğreticisidir. İnsanlar, daha doğrusu inananlar, kendilerine tebliğde bulunan Allah elçilerinin öğrettiklerini, uyguladıklarını ve bunları yaparken takip ettikleri yöntemleri din eğitimlerinde en güzel örnekler olarak almışlardır. Hz.Peygamber, "Ben ancak öğretici olarak gönderildim."(İbn Mâce, Mukaddime 17) buyurarak eğitimciliğini ifade miştir. Kur'an'da da bu konuya temasla peygamberin görevinin öğreticilik olduğu belirtilmektedir: "Ey Rabbimiz! Onlara kendi içlerinden, kendilerine senin ayetlerini okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir elçi gönder." (2/Bakara/129)

Hz. Muhammed'in (SAV) öğretiminin üç aşamada gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Birinci aşamada o, Rabbinden ilâhî mesajları öğreniyor; ikinci aşamada bu öğrendiklerini ulaşabildiklerine öğretiyor; üçüncü aşamada ise, öğrenip öğrettiklerini bizzat uygulayarak gösteriyor ve örnek oluyordu. İşte buradan hareketle diyoruz ki, onun öğrettikleri Kur'an'daki bilgilerdir. O, kendisine, yirmiüç yıl boyunca yavaş yavaş verilen ilâhî bilgileri, öğrenip öğretmiştir. Gerektiğinde bu bilgilerin daha iyi anlaşılabilmesi için açıklamalar yapmıştır. Sünnet dediğimiz Hz. Peygamberin söz, fiil ve takrirlerinden oluşan ikinci İslâmî temel kaynak onun bu öğretiminin ve yaşayışının sonucunda ortaya çıkmıştır.

Bir eğitimci olarak peygamberimizin başlıca özelliklerini şöyle sayabiliriz:

a. Hz. Peygamber, Allah tarafından yetiştirilip görevlendirilmiş bir eğitimcidir.

Devamı

2006/25. "Mevlit Kitabı"

MEVLİT KİTABI

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın

Peygamberimizi övmek ve onun üstün özelliklerini ortaya koymak üzere Süleyman Çelebi tarafından 1409 yılında tamamlanmış, aslı 750 beyitten oluşan ir şiir kitabıdır.

Eser aruz vezniyle ve mesnevî tarzında kaleme alınmıştır. Sahasında yazılan eserlerin ilki olarak dikkat çekmektedir. Türkçe yazılmış, asırlarca severek okunmuş, dinlenmiştir.

Devamı

2006/27. "İslam ve Barış",

İSLÂM ve BARIŞ

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Terim olarak, Allah'ın insanlara gönderdiği son tevhit dinini ifade eden İslâm kelimesi, teslim olmak, barış, huzur, selamet, emniyet ve güven vermek anlamlarına gelir. Barış ise, insan hayatını yıkan veya hayatın zevklerinden mahrum eden silahlı mücadelenin yokluğu, savaş ve çatışmanın olmaması hâlidir. Barışın zıttı savaştır.

Bireyler ve toplumlar arası ilişkilerin temelinde barışın mı, yoksa savaşın mı bulunduğu her zaman tartışma konusu olmuştur. İlk insandan bu yana, savaşların, çatışmaların daima ön plânda yer aldığını görürüz. Tartışılan bir diğer konu da "İnsan yaratılış itibariyle iyi midir, kötü müdür?" sorusudur. Bu soruya, "İnsan insanın kurdudur." diyen düşünürler olduğu gibi insanın doğuştan tamamen iyi olduğunu iddia edenler de olmuştur.  İslâm, insanın bozguncu, bencil ve kötü özelliklerini inkar etmez. Ancak insan olmanın temel özelliklerini göstermeyi de ihmal etmez. Bu durum, Kur'an'da insanın yaratılışının anlatıldığı bölümde, Allah'ın "Yeryüzünde emirlerimi yerine getirip varlıklar üzerinde tasarrufta bulunacak bir halife yaratacağım." buyurduğu ve meleklerin "Yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökecek birisini mi yaratacaksın?" diye sorduğu, buna karşılık Hz. Adem'e bütün isimleri öğrettiği şeklinde ifade edilmiştir. (2/Bakara 30) Bu ayetlerden anladığımıza göre, insanın hem halifelik yönü hem de olumsuz yönü bulunmaktadır. Bu durumda ister istemez akla şu zoru takılmaktadır. Gerek bireyler, gerekse toplumlar arasındaki ilişkilerde insanların halifelik yönü mü, yoksa hayvanî yönü mü esas olmalıdır? (2/Bakara 208; 16/Nahl 125; 5/Mâide 2)

Devamı

2006/30. "Ahlâkî Davranış ve Bilgi"

AHLAKÎ DAVRANIŞ VE BİLGİ

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Ahlâk, çok yönlü bir anlam içermekle beraber, özelde insan davranışlarının ve insanlar arasındaki ilişkilerinin, genelde ise toplumun oluşturduğu bir takım kuralların iyi veya kötü olarak nitelendirilmesidir.

Ahlâkın konusu insan davranışlarıdır. Ancak insanın her davranışı değil, iradeli, bilinçli, iyi veya kötü olarak nitelendirilebilecek, toplum içinde uyması gereken kurallara uygun davranışlarıdır.

Ahlâkın gerekliliği ve önemi konusunda çok şey söylenebilir. Bu konuda söylenebilecek en önemli ve basit cevap, ahlâk olmazsa toplum da olmaz, yani insanlar ahlâksız bir arada yaşayamaz şeklindedir. İnsanlar hangi durumlarda nasıl davranmaları gerektiğini bildikleri takdirde, başkalarının nasıl davranacağı hakkında da güçlü tahminlerde bulunabilir ve böylece güvenlik duygusu içinde yaşarlar. Neyin iyi, neyin kötü olduğu hakkında ortak bir anlayış bulunmasaydı, insanlar arasında düzen ve huzur yerine tam bir kargaşalık hüküm sürerdi.

Devamı

2006/33. "Çocuğunuz Duygularını İfade Edebilmeli"

ÇOCUĞUN DUYGULARINI KONTROL ETMESİ ÖĞRETİLMELİ

PROF. DR. MEHMET ZEKİ AYDIN

Çocuk gelişiminde önemli olan hususlardan biri çocuğun duygu ve davranışları için bir kontrol sistemi oluşturmaktır. Yeni doğmuş bir bebek, ağlamak istediği zaman ağlar, haykırmak isteyince haykırır. İlk yıllarda da bu büyük ölçüde devam eder. Örneğin, ayağına takılan oyuncağa çocuğun tepkisi genellikle onu tekmelemek şeklindedir. Arkadaşlarıyla anlaşamadığında ilk tepkisi, yumruk atmak olur. Ancak 3 ile 6 yaş arasındaki dönemde çocuk duygu ve davranışlarını belli bir oranda kontrol altına almaya başlar. Öncelikle, çocuğunuzun kontrol sisteminin kısa sürede geliştirilemeyeceğini kabul etmeniz gerekiyor. Babalar bu konuda annelerden daha sabırsızdırlar. Çünkü anne günün büyük bölümünü, çocukla geçirdiği için "deneme-yanılma" yöntemiyle de olsa babadan daha çok şey öğrenir ve çocuktan neler beklenip neler beklenemeyeceğini sezer. Babalar ise, günün büyük bölümünü büyükler dünyasında geçirdikleri için o kadar anlayışlı olamazlar.

Duygular da çocukla birlikte gelişir.

Devamı

2006/34. "Çocuğun Duygularını Kontrol Etmesi Öğretilmelidir"

ÇOCUĞUNUZ DUYGULARINI İFADE EDEBİLMELİ

PROF. DR. MEHMET ZEKİ AYDIN

Çocuğun duygularını ifade etmesine fırsat vermek çok yararlıdır. Her şeyden önce, duyguların ifade edilmesi bir paylaşmadır.

"Sevinçler paylaşıldıkça çoğalır, üzüntüler paylaşıldıkça azalır." meşhur sözü bunu çok güzel ifade etmektedir. Bazı insanlar, bastırarak veya unutarak acı veren duygulardan kurtulmanın mümkün olduğunu sanırlar. Halbuki, duygular açıkça dile getirildiğinde azalır. Anne babalar çocuklarının duygularını dinleyerek, hem tam olarak onları anlama imkanı bulmuş hem de onların duygularını paylaşmalarını sağlamış olurlar.

Bir başkası tarafından anlaşılmak insanın çok hoşuna gider. Çocuklarını dinleyen anne babalar, onları anladığını ve duygularını paylaştığını söz ve davranışlarıyla belli etmelidir. Böylece, çocukla onu dinleyen arasındaki sevgi daha da artar. Ayrıca, çocuk da büyüklerini anlamaya çalışır. Ne yazık ki anne-babamıza çocukken bir şey söylememiz hep "büyüklere cevap vermek" ve "saygısızlık" olarak yorumlanmış ve lafımız ağzımıza tıkanmıştır. Bizler, aynı yanlışa düşmeyelim. Hiç kuşkusuz, bizim de başka sorunlarımız veya sabrımızın taşmak üzere olduğu anlarımız vardır. Böyle zamanlarda, "İnsan annesiyle babasıyla böyle konuşur mu!" diye çocuğu terslemek yerine, "Şu anda senin duygularını dinleyecek durumda değilim." demeniz, duygularını bastırmasına yol açmadan sorunu çözümleyecektir.

Devamı

2006/43. "İnsanın Değerler Eğitimi"

İNSANIN DEĞERLER EĞİTİMİ[1]

Prof.Dr. Mehmet Zeki Aydın[2]

Sümeyra Tekin

Kendisi hakkında soru soran ve araştırma yapan tek varlık insandır. İnsan ilkçağlardan itibaren çevresini ve kendini incelemeye başlamıştır. Gözlerini önce gökyüzünün derinliklerine ardından kendine doğru çevirmiştir. Yaşadığı dünyayı ve sonsuz ufukları keşfe çıkan insan, gözlerini iç dünyasına çevirmekten ve varlığının sırlarını anlamaya çalışmaktan kendini alamamıştır. İnsan bir yandan ruhunun sonsuz derinliklerinde yol alırken, diğer taraftan duygularını, davranışlarını ve sonuçlarını sorgulamaya başlamıştır.

3.İnsan nedir?

4.İnsan nelerden oluşmaktadır?

5.Davranışlarımızın sebepleri nelerdir?

6.İrade eğitimi nasıl yapılabilir?

İnsanı anlamanın yolu ise, insanı oluşturan unsurları anlamaktan geçmektedir. Aslında İnsanın kendini tanıma konusundaki ilgisini ilk çağlara dek indirgeyebiliriz, ancak bu ilginin bir bilim dalı hâline gelmesi ancak yirmi yüzyıl almıştır.

Devamı

2006/44. "Çocuğun Eğitimi Sadece Annenin Görevi mi?"

ÇOCUĞUN EĞİTİMİ SADECE ANNENİN GÖREVİ Mİ? 

PROF. DR. MEHMET ZEKİ AYDIN

Çocuk eğitiminde annenin rolü inkar edilemez. Çocuğun eğitiminde annenin çok etkili olması, babanın çocuk eğitiminde sorumluluğunun az olduğunu göstermez. Sanıldığı gibi, babanın çocuğu ile ilgilenmesi için onun büyümesini beklemek gerekmez.

Çocuk eğitimi ve bakımı anne babaların her ikisinin de karşılıklı sorumluluk paylaşımı ile yürütmesi gereken bir durumdur. Özellikle annenin bebeklik dönemindeki yeri tartışılmaz olmakla birlikte uygun baba modelinin varlığı çocuğun her dönem için sağlıklı gelişmesine yardımcı olacaktır.

Çalışma ve şehir hayatında babaların çocuklarını az görmesi, çocukların eğitim ve bakımını tamamen annenin üzerine bırakması hem anneler hem çocuklar açısından büyük sorunlara yol açmaktadır. Anneler bu durumda çocuğa uygun eğitim ve disiplini vermekte zorluk çekerken (babanın desteği olmadığı için), çocuklar da babalarını seyrek gördükleri ve babanın etkinliğini hissetmedikleri için bazı psikolojik sorunlara girmektedirler. Bu durum anneyi ve çocuğu etkilemektedir.

Devamı

2006/47. "Yaz Kur'an Kurslarına Katılan Öğrenci Tatilde Yapabilecek"

YAZ KUR'AN KURSUNA GİDEN ÖĞRENCİLERE DE TATİL İMKÂNI

PROF.DR.MEHMET ZEKİ AYDIN  

Tatilcileri dikkate alan Diyanet, yaz kurslarını üç döneme ayırdı. Buna göre isteyen veliler, kurs dönemlerine göre tatillerini planlayabilecek.

Böylece yaz kurslarına katılan öğrenciler, tatilden mahrum kalmayacak. 26 Haziran'da başlayacak yaz kursları iki ay sürecek. Kur sistemine göre seviyesi belirlenen öğrenci, tamamladığı dönemden sonra ailesi ile tatilini yaparak, geri kaldığı dönem ve kurdan devam edecek.

12 milyon çocuğun eğitim gördüğü ilköğretim okulları, yaz tatiline girdi. Öğrenciler başarıları karşısında ailelerinden ödül beklerken, aileler de çocuklarının yaz tatillerini değerlendirmenin yollarını arıyor. Spor, yüzme gibi yaz okullarının yanında anne-babaların en çok rağbet ettiği kursların başında cami ve Kur'an kurslarında açılan yaz kursları geliyor. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Muhammet Şevki Aydın, Türk halkının önemli bir kısmının dindarlığının yaz kurslarına dayandığını belirterek, "Öyle insanlar var ki dindarlıkları yaz Kur'an kurslarında öğrendikleri ile kalıyor. Bu insanların imdadına koşmak Diyanet olarak temel görevimiz." dedi.

Yeni sistemle öğrencileri her yıl aynı tekrarı yaptırmaktan

Devamı

2006/49. "Masallardan Neden Yararlanmıyoruz."

MASALLARDAN NEDEN YARARLANMIYORUZ?

PROF. DR. M. ZEKİ AYDIN

Çocuklara masalla hayatın doğruları anlatılabilir.

Masalların çoğu, gizli ahlaki anlamlar taşır, hatta herkesin çok iyi bildiği türden olanlarda bile çokça öğütler yer alabilir. Örneğin, "Tavşanla kaplumbağa" masalı. İlk anlatıldığında aceleci insanlar için ikaz edici, basit bir masal gibi gelebilir. Ama görünenin altında daha katı ve daha derin bir anlam gizlidir. Kaplumbağa, sabır timsali olmasının yanında, geleneksel bir uzun ömür ve ölüm sembolüdür. Tavşana gelince, ahmaklığı ve çılgın enerjisiyle rakibinin azmindeki gücü anlamaktan uzak kalışıyla gençlik sembolüdür. Yarışın başından beri kaplumbağa, hiç vazgeçmeden, mecburen, ağır ağır ve sebatla yürümektedir, tavşanın o kadar öne geçmiş olması onun canını sıkmamaktadır. Onun tecrübeye güveni ve kaçınılmazlığa inancı vardır.

Devamı

2006/52."Çocuk Eğitiminde Ailenin Rolü ."

ÇOCUK EĞİTİMİNDE AİLENİN ROLÜ

Prof.Dr.MEHMET ZEKİ AYDIN  

Çocuk ve gençler, çoğu zaman, büyüklerinin isteklerini ilk söylediklerinde yapmazlar. Keşke yapsalardı, ama yapmazlar. Ancak bunu kesinlikle kötüye yormayın ve onu azarlamaya veya dövmeye kalkmayın. Bunun bir çok sebebi vardır. Her yaşta, her olayda ayrı bir nedenle çocuklar konuştuklarımıza kulak vermezler. İşte bunu bilerek, bazı isteklerimizi öfkelenmeden çeşitli yollar deneyerek çocuklara ulaştırmaya çalışmalıyız.

Söylediğinizi yapmayan, duymazlıktan gelen çocuğunuza, azarlamadan bir daha söyleyin yine yapmıyorlarsa not yazın. Not, mesajı güçlendirir ve çocuğun bilincinde yer etmeye zorlar. Aynı zamanda çocuğun şu evrensel mazeretle haykırmasına engel olur: "Ama sen bana söylemedin ki!" Notlarınızda parlak, zıt renkler kullanın ve büyük, kalın harflerle yazın. Çizilen veya yapıştırılan resimler mesajları daha görünür hâle getirirler. Bütün notlar kısa ve özlü olmalıdır. İşte bazı örnekler:        _

. Banyoda: YATMADAN ÖNCE DİŞ FIRÇALANACAK.

. Yatak odasında: HER SALI ODA TEMİZLİĞİ.

. Mutfakta: BUZDOLABINI KAPALI TUT.

. Antrede: ÇOCUKLAR, AYAKLARINIZI YIKAYIN.

. Banyoda: DUŞTAN SONRA HAVLUYU ASIN.

. Bodrumda: ÇIKARKEN IŞIKLARI SÖNDÜRÜN.

Devamı

2006/53.  "Çocuklar Kitle İletişim Araçlarının Zararlarından Korunmalıdır."

ÇOCUKLAR KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARININ ZARARLARINDAN KORUNMALIDIR

Prof.Dr.MEHMET ZEKİ AYDIN  

Günümüzde kitle iletişim araçları eğitimin önemli bir parçası hâline gelmiştir. Kitle iletişim araçları denince akla yazılı ve sözlü basın yani kitap, dergi, gazete, sinema, radyo, televizyon, bilgisayar, internet, CD, DVD vb. gelmektedir. Çağımızda insan davranışları üzerinde sürekli, yaygın ve birinci derecede etkili olan kitle iletişim araçları dikkate alınmadan bir eğitim olayı düşünülemez denilebilir.

Kitle iletişim araçlarının etki alanı ev, mahalle, okul ile birlikte bütün ülke ve dünyadır. Bu araçlar görme, duyma, seyretme ve okuma yoluyla bireye ve kitleye etki eder. Kitle iletişim araçlarının en önemli iki özelliği vardır: Birincisi, çeşitli konulardaki bilgi ve haberleri, geniş kitlelere kısa zamanda iletebilmeleri; ikincisi, bireyleri tek yönlü etkilemeleridir. Özellikle 20. yüzyılda büyük gelişmeler kaydeden kitle iletişim araçlarıyla insan bir taraftan yeni bilgiler ve tutumlar elde ederken, bir taraftan da sahip olduğu bilgilerde ve tutumlarda değişiklikler meydana gelmektedir.

Devamı

2006/55.  "İbadet İçin Çocuklara Şiddet Uygulamak Dinin Özüne Aykırı"

İBADET İÇİN ÇOCUKLARA ŞİDDET UYGULAMAK DİNİN ÖZÜNE AYKIRI

Prof.Dr.MEHMET ZEKİ AYDIN

Antalya'da bir babanın, orucunu bozduğu için 12 yaşındaki çocuğuna şiddet uygulamasını din eğitimi uzmanları büyük bir hata olarak değerlendirdi.

Babanın davranışının cahillik ve psikoloji bozukluğu ile açıklanabileceğini belirten uzmanlar, özellikle ergenlik çağındaki çocuklara yapılan baskıların ilerleyen yıllarda ters tepki doğuracağına dikkat çekti. Din eğitiminde temel yaklaşımın sevgi ve teşvik yöntemi olduğuna işaret eden Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, çocuklara ibadetin şiddet yolu ile sevdirilmesinin mümkün olmadığını söyledi. Emekli Din Eğitimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Dodurgalı da, ibadetlerde çocuğun iradesinin dikkate alınması çağrısında bulunuyor. Zorlama olmayan İslam dininde kişilerin kendi iradeleri ile iş yapmalarının istenmesinin genel ve vazgeçilmez bir kural olduğunun altını çizen Dodurgalı, "Oruç dini bir etkinliktir. Bu nedenle çocuğun iradesi önemlidir. Buna ibadette 'iç denetim' diyoruz. Bir üst basamağı ise ibadetlerin içselleştirilmesidir. İçselleştirmek ise zora ve baskıya dayanan bir yöntemle olmaz." ifadesini kullandı.

Devamı

2006/56. "Çocuklara Cesaretsizlik, İkiyüzlülük ve Yalancılık Öğretmeyin"

ÇOCUKLARA CESARETSİZLİK, İKİYÜZLÜLÜK VE YALANCILIK ÖĞRETMEYİN

PROF. DR. MEHMET ZEKİ AYDIN

Birçok anne-baba, bilmeyerek veya şaka olsun diye çocuklarını aldatırlar. Böyle yapan anne-babalar çocuklarına güvensizlik, yalancılık, ikiyüzlülük, cesaretsizlik öğrettiklerini biliyorlar mı acaba?

Örneğin, yeni yürümeye çalışan bir çocuğa, ellerini açarak, kucaklayacakmış gibi yapan; ancak tam çocuk yakalayacağı sırada ellerini çeken bir büyük, çocuğa güvensizlik öğretmektedir. Çocuğa yapılan böyle yalan vaatler, onun güvenini sarsar. Çocuk zamanla anne-babasının aslında güvenilir bir kişi olmadığına inanır. Aynı zamanda kendisinin de zaman zaman başkalarını böyle boş vaatlerle kandırabileceğini öğrenmiş olur. Bir çocuk babasından kendisini pikniğe götürmesini istiyordu. Baba, sürekli olarak yarın gideceklerini söylediği için çocuk, "Ne olur baba, yarın gitmeyelim, şimdi gidelim." diye yalvarıyordu. Çünkü yarın hiç gelmiyordu.

Çocuklarınızla aranızdaki ilişkiye bakın

Çocuğunuzla ilişkinize bir bakın. İlişkiniz, hep ondan beklediğiniz davranışlar, onun yaramazlıklarını engellemeniz, onu azarlamalarınız şeklinde mi? Eğer onun hep olumsuz yanlarıyla ilgileniyorsanız, çocuğunuz ergenlik çağına geldiğinde karşınıza pek çok sorun çıkarsa şaşırmayın. Çocuğunuzla ilişkilerinizin büyük bölümü, ortaklaşa zevk aldığınız zamanları içeriyorsa, doğru yoldasınız demektir. İlerde çocuğunuzla birtakım sorunlar yaşamak istemiyorsanız onunla iyi bir ilişki kurun.

BİR DİYALOG

Çocuk: Acıkmadım, yemek istemiyorum.

Anne: Okuldan sonra ne yedin?

Çocuk: Fazla bir şey yemedim. Onunla ilgisi yok. (Der ve susar.)

Burada annenin sorusunun altında çocuğu suçlama vardır. 'O halde çözüm nedir? Nasıl soru sormalıyız?' derseniz, açık uçlu ve tehdit etmeyen sorular yöneltmeliyiz. Örneğin;

Bu konuda konuşmak ister misin?

Duyguların ne? Neler hissediyorsun?

Bu konuda ne düşünüyorsun?

Devamı

2006/67. "Günümüz Eğitim Anlayışı"

 GÜNÜMÜZ EĞİTİM ANLAYIŞI

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Bir toplumun örgün ve yaygın eğitimi,  o toplumun bireylerinin dünya görüşlerini, kişilik oluşumlarını, hayat biçimlerini, çalışma alanlarını belirler. İnsanlığın endüstri toplumundan bilgi toplumuna geçiş sürecini yaşadığı günümüzde teknolojik yenilikler, benzeri görülmemiş değişimlere ortam hazırlamaktadır. Bu değişimin gelişim yönünde olmasını, kuşkusuz, bilim, teknoloji, sanat ve manevî değerler alanında bilgili ve tutarlı insanlar yetiştirerek eğitim sağlayacaktır.

Çağımızda toplumsal değişimler, eğitim anlayışlarını da değiştirmektedir. Bu gelişimleri takip etmek gerekmektedir. Belli başlı değişiklikleri şöyle sıralayabiliriz: Herkese eğitim, zorunlu eğitim, hayat boyu eğitim, çok kanallı eğitim, öğretmen merkezli öğretimden öğrenci merkezli öğretime geçiş, aktif öğretim, küreselleşme, toplam kalite yönetimi vb.

Devamı

2005/2. "AB Ülkelerinde Din Öğretimi Uygulamaları",

AB ÜLKELERİNDE UYGULAMALAR

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Avrupa Birliği'ne üye ülkelerde devlet okullarındaki din eğitiminde mezhebe/dine dayalı ve mezhepler üstü olmak üzere iki yaklaşım bulunuyor. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Eğitimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Profesör Dr. Mehmet Zeki Aydın'a göre, AB'ye üye ülkelerde din eğitimi alanı 'dini özgürlükler' içinde algılanıyor. Bu nedenle devlet, din eğitimini özel kesime yani ilgili dinin temsilcisi cemaatlere ve kurumlara bırakıyor. Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Hollanda, İrlanda, İspanya, İtalya, Lüksemburg, Norveç mezhebe dayalı, Danimarka, İngiltere, İsveç, Yunanistan mezhepler üstü din öğretimi yaklaşımını uyguluyor. Mezhebe/dine dayalı öğretme yaklaşımında, dersin konularını belli bir din oluşturmakta ve söz konusu dinin sevdirilmesi, benimsetilmesi amacı taşınıyor. Başlıca AB ülkelerinde din eğitimi:

Devamı

2005/3. "Başımın Derdi, Deli Olacağım",

"BAŞIMIN DERDİ DELİ OLACAĞIM",

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

ZAMAN GAZETESİ AİLEM EKİ 19 ŞUBAT CUMARTESİ  SAYI 15  WWW.ZAMAN COM.TR/AİLEM

"Başımın derdi, deli olacağım" sözlerini anlamaz zannetmeyin.

Çocukları başkalarının yanında eleştirmek çok sakıncalıdır. Onların duymadıkları farz edilerek yapılan eleştiri ve şikayetler çocuk tarafından genellikle duyulmakta ve onları son derece kötü etkilemektedir.

Bazı anne babaların çocuklarının önünde, onları zedeleyip rahatsız edici konuları başkalarına açık açık anlatmalarının altında ne yatmaktadır? Bunun pek çok nedeni olabilir, en önemli üç tanesi şunlar olabilir:

1. Çocukların kendileri hakkında söylenilenleri anlayacak psikolojik olgunluklarının olmadığını düşünürler.

Devamı

2005/4. "Din Eğitimi, Bir Özgürlük Sorunu Olarak Görülmeli",

AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE DİN ÖĞRETİMİ VE TÜRKİYE İLE KARŞILAŞTIRILMASI

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Bu tebliğde, önce Avrupa ülkelerindeki din öğretimi uygulamaları hakkında bilgi verilecek ve ardından da Türkiye'deki din öğretimi uygulaması ile karşılaştırılacaktır.

Problem

       Çeşitli ülkelerdeki din eğitimi uygulamalarının bilinmesi ve Türkiye ile karşılaştırılması, karşılaştırmalı eğitim bilimi ve Türkiye'deki din eğitimi tartışmaları açısından önem taşımaktadır.

       Türkiye'de din eğitimi sorunu, yaygın olarak tartışılmakta ve sürekli güncelliğini korumaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, bu tartışmalar daha uzun süre devam edecektir. Türkiye'nin Avrupa Birliğine aday olması,  tartışmalara ayrı bir boyut daha kazandırmaktadır.

Avrupa Birliğine girme süreci içerisinde olan Türkiye'de birliğe tam üyelikle birlikte bir çok şeyin değişmesi kaçınılmazdır. Bu çerçevede Avrupa Birliği üyeliği ile eğitimimizde özellikle de din eğitimi uygulamalarında nasıl değişiklikler olacaktır? Avrupa Birliği, din eğitimi konusunda Türkiye'den bazı değişiklikler isteyecek midir? Bu vb. sorular zaman zaman sorulmakta ve çoğu zaman Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulamalar bilinmeden, herkes kendi kafasında oluşturduğu Avrupa çerçevesinde değişiklikler beklemektedir. Bu konuda kimi çevreler, Avrupa ülkeleri okullarında zorunlu din dersi yoktur derken kimileri de, Avrupa Birliğine girersek dinî özgürlüklerimizin artacağını söylemektedir. Bu konuda cevaplandırılması gereken iki soru da şudur:

Devamı

2005/5. "Çocuk Eğitiminde Püf Nokta",

ÇOCUK EĞİTİMİNDE PÜF NOKTA

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN  

Çocuğu hayata hazırlamak bir sanattır. Bu hususta anne-babaların bilmesi ve yapması gereken pek çok şey vardır. Bunlardan biri de Yaratıcı'nın çocuğa potansiyel olarak verdiği kendine güvenme (özgüven) duygusunun ona fiilen kazandırılmasıdır. Kendi kabiliyet ve donanımlarının farkında olan, bunların önemine inanan ve kendine güvenen bir çocuk, kendi fıtrî gelişme seyrinde bizzat yer alır. Çünkü inanç ve güven, çocuğu harekete geçirir. Böyle bir çocuk, soru sormaktan, denemekten, araştırmaktan çekinmez; fırsatların ayağına gelmesini bekleme yerine, ortaya çıkan fırsatları değerlendirir. Hayatı tanıma ve onun her alanına girmede cesur davranır.

Düşünce ve kararlarına pek değer verilmeyen, çoğu zaman şiddet gören, genellikle şakaları alaya alınan, çoğu defa mazeretleri yalan, atılganlıkları ukalâlık, sevinç tezahürleri şımarıklık kabul edilen bir çocuk ise, kendisine saygı ve güven duymaz.

Devamı

2005/8.  "Bayramda Toplumla Kaynaşma Fırsatını İyi Değerlendirelim

"BAYRAMLARDA TOPLUMLA KAYNAŞMA FIRSATINI İYİ DEĞERLENDİRİN

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN  

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Mehmet Erdoğan da, günlük telaşe içerisinde yakınlarını ihmal edenleri, "Bari bu fırsatı değerlendirin." diye uyarıyor. 1980 sonrasında toplumsal ilişkilerde sıkıntılar yaşandığına işaret eden sosyolog Cafer Vayni, bayramların artık daha önemli hale geldiğini vurguluyor.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu ise bayramların akrabalık bağlarını kuvvetlendirdiğinin ve toplumsal hayatı canlandırdığının altını çiziyor: Bayramlar, yalnızlaşan modern insana kendini ve çevreyi fark etme imkanı sağlayacak, topluma sevinç ve hüznü, sevgi ve dostluğu paylaşma ortamı sunacaktır. Bayramlar hakkında ilahiyatçılar, psikologlar ve sosyologlar bir noktada birleşiyor. O da bayramların sosyal dayanışma için en uygun zaman dilimi olması. Ortak tavsiyeleri ise "Bayramları, birlik ve beraberliğin sağlanması ve sosyal dayanışma için bir fırsat olarak değerlendirin."

Devamı

2005/15. "Çocuğun Eğitimi Sadece Anneye Bırakılmamalıdır",

ÇOCUĞUN EĞİTİMİ SADECE ANNEYE BIRAKILMAMALIDIR

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Çocuk eğitiminde annenin rolü inkar edilemez. Çocuğun eğitiminde annenin çok etkili olması, babanın çocuk eğitiminde sorumluluğunun az olduğunu göstermez. Sanıldığı gibi, babanın çocuğu ile ilgilenmesi için onun büyümesini beklemek gerekmez.

Geleneksel olarak annelerin çocuk bakımında önemli rolü vardır. Buna rağmen çocuk eğitimi ve bakımı anne babaların her ikisinin de karşılıklı sorumluluk paylaşımı ile yürütmesi gereken bir durumdur. Özellikle annenin bebeklik dönemindeki yeri tartışılamaz olmakla birlikte uygun baba modelinin varlığı çocuğun her dönem için sağlıklı, gelişmesine yardımcı olacaktır.

Çalışma ve şehir hayatında babaların çocuklarını az görmesi, çocukların eğitim ve bakımını tamamen annenin üzerine bırakması hem anneler hem çocuklar açısından büyük sorunlara yol açmaktadır. Anneler bu durumda çocuğa uygun eğitim ve disiplini vermekte zorluk çekerken (babanın desteği olmadığı için), çocuklar da babalarını seyrek gördükleri ve babanın etkinliğini hissetmedikleri için bazı psikolojik sorunlara girmektedirler.

Devamı

2005/17. "Çocuğun Duyguları Anlaşılmaya Çalışılmalıdır",

ÇOCUĞUNUZUN DUYGULARINI ANLAMAYA ÇALIŞIN      

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Duygu, içinde haz ve elem özelliği bulunan ruhsal olaylar şeklinde tanımlanmaktadır.

Hoşa giden hâle haz, hoşa gitmeyen hâle de elem diyoruz. Duygular, bilincin etkisi olmadan iç ve dış olaylara bir tepki olarak beliren ve çoğu zaman dil ile anlatılması güç olan hoş olan ve olmayan ruhsal olaylardır.

Duygular çeşitli şekilde sınıflandırılmışlardır. Bunların en temeli, duyulara bağlı olan, ağrı, acı, tatlı, hoş veya hoş olmayan koku, soğuk ve sıcaklık arasında uyanan duygulardır. İkinci olarak içgüdüsel duygular gelir, örneğin, isteksizlik, korku, sevgi, endişe, dehşet, yılgınlık, haset, ilişki kurma, araya mesafe koyma, para ve mal sevgisi, makam ve şöhret sevgisi, kin, adalet, eşitlik, fedakârlık, yardımlaşma, merak bunlardan bazılarıdır. Bunların dışında bir de din, ahlâk, estetik vb. yüksek duygular vardır.

Çocuğun duyguları ile davranışlarını birbirinden ayırt etmek gerekir. Örneğin, hiç kimse birini öldürme duygusundan dolayı cezalandırılmaz, ancak birisini öldürdüğü zaman cezalandırılır. Anne babanın duygu ile davranış arasındaki ayrımı görebilmesi önemli ve gereklidir. Çünkü çocuklar davranışlarını kontrol etmeyi öğrenebilirler, fakat duyguları kontrol etmek imkansızdır. Duygular da tıpkı düşünceler gibi hiçbir kısıtlamaya, engele uğramadan oluşur. Örneğin, her çocuk zaman zaman öfkeli olabilir. Öfke duygusunu kontrol etmesini, öfkelenmemesini istemek anlamsız ve yanlış bir tutumdur.

Devamı

2005/21. "Çocuk Tehdit Edilmemelidir",

ÇOCUK TEHDİT EDİLMEMELİDİR

PROF.DR.MEHMET ZEKİ AYDIN  

Toplumumuzda, çocukları disipline etmek için çeşitli yöntemleri uygulanmaktadır. Korkutma yöntemi de bunlardan  biridir. Korkutmalar bazen tehdit hâline gelmektedir. Anne baba bazen, küçük çocuklarını evden gitmekle korkutmak için, "Annesiz kalırsın, üvey anne ellerinden büyürsün, o zaman anlarsın değerimi!" diyerek tehdit etmektedir. Bu tehdidiyle çocuğu yıldıran anne baba, çocuğunu sürekli tedirgin etme pahasına, ancak kısa bir süre için uslandırabilir.

"Beni çok üzüyorsun, canımdan bezdirdin, bıktırdın" şeklindeki yakınmalar; "Beni birazcık seviyorsan acı bana!" gibi acındırma yolları; "Yataklara düşeceğim!" diye süren yalvarmalar, ancak anne babanın güçsüzlüğünü ortaya koyar. Bu yolla çocuk, tedirgin olur ama uslanmaz. Bir süre sonra çocuk bunlara alışır ve böylece anne babanın otoritesi kaybolur.

Devamı

2005/22. "Çocuğunuzun Duygularını Anlamaya Çalışın",

2005/31. "Başkalarıyla Konuşurken de Çocuklar Eğitilmelidir",

BAŞKALARIYLA KONUŞURKEN DE ÇOCUKLAR EĞİTİLMELİDİR

PROF.DR.MEHMET ZEKİ AYDIN

Başkalarıyla konuşurken de çocukları eğitebiliriz. Çocuklar, aynı ortamda oldukları ve sesleri duydukları sürece, büyüklerinin sözlerini iyi dinlerler.

Tıpkı radyo dinlediğimiz veya başkalarının konuşmalarını duyduğumuz zaman bizim onları duyduğumuz ve özellikle bizimle ilgili konuşmaları takip ettiğimiz gibi, çocuklar da ilgisiz görünseler bile çoğu zaman konuşmaları dinlerler. Çocuğun, kulak misafiri olma eğilimi, çocuklardaki birçok eğilim gibi, iki ucu keskin bir kılıç gibidir. Kulak misafirliği, olumlu yönde kullanılabildiği gibi, yanlış kullanıldığında zarar verebilir. Başkalarıyla konuşurken çocukları eğitmek yöntemi, "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla."

Devamı

2005/44. "Çocuğa, İyi Bir Benlik Kazandırılmalıdır

ÇOCUĞA, İYİ BİR BENLİK KAZANDIRILMALIDIR

PROF.DR.MEHMET ZEKİ AYDIN  

Çocuğun temel kişilik yapısını belirleyen tek etken, onda belirecek benlik kavramı, yani kendi kendini nasıl gördüğüdür. Onun, okulda ve daha sonraki hayatında elde edeceği başarı, kendi benliği ve kendi varlık kavramıdır. Kişiliğin dıştan değil, içten görünüşü veya öznel yanıdır.

Benlik kavramının anlaşılması ve yapısını oluşturan unsurların çözümlenmesi, diğer bir deyişle, insanın kendisini tanıyabilmesi için, aşağıdaki soruların sorulması ve cevaplarının verilmesi gerekir. Bu soruların birincisi, "Ben neyim?" sorusudur. Bu soruya her insan, bir bütün olarak kişiliğinin ve onun bir bölümü olarak da benliğinin gelişmesine etki eden etkenlere  göre, ya "Ben akılsızım, beceriksizim, asosyalım, uydu bir insanım,  şansızım." gibi olumsuz ya da "Ben akıllım, zekiyim, lider tipliyim, yetenekliyim, becerikliyim, sevimliyim." tarzında olumlu cevaplar verir.  Burada önemli olan, bu soruya cevap verirken, kişinin kendisini, olmak istediği gibi değil, olduğu gibi, gerçekçi bir biçimde değerlendirmesidir.

İkinci soru, "Ne yapabilirim?" sorusudur. Bu soruyla insan kendi yeteneklerini tanımaya çalışır. "Matematiğe yeteneğim var, iyi dil öğrenebilirim, bende sanatçı ruhu var, iyi konuşurum, insanlarla kolay ilişki kurarım." şeklindeki veya bunların zıddı cevaplarla, insan kendi yeteneklerini ne denli gerçekçi değerlendirmişse, kendisini o kadar iyi tanımış olur.

Devamı

2005/45. "Avrupa Birliği Ülkelerinde Din Öğretimi ve Türkiye Karşılaştırılması

AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE DİN ÖĞRETİMİ VE TÜRKİYE İLE KARŞILAŞTIRILMASI

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın

Bu yazıda, önce Avrupa Birliği ülkelerindeki din öğretimi uygulamaları hakkında bilgi verilecek ve ardından da Türkiye'deki din öğretimi uygulaması ile karşılaştırılacaktır.

PROBLEM

       Türkiye'de din eğitimi sorunu, yaygın olarak tartışılmakta ve sürekli güncelliğini korumaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, bu tartışmalar daha uzun süre devam edecektir. Türkiye'nin Avrupa Birliğine aday olması,  tartışmalara ayrı bir boyut daha kazandırmaktadır.

Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulamalar bilinmeden, herkes kendi kafasında oluşturduğu Avrupa çerçevesinde değişiklikler beklemektedir. Bu konuda kimi çevreler, Avrupa ülkeleri okullarında zorunlu din dersi yoktur derken kimileri de, Avrupa Birliğine girersek dinî özgürlüklerimizin artacağını söylemektedir. Bu konuda cevaplandırılması gereken iki soru  şudur:

1.        Avrupa Birliği bizim din eğitimimizi ne kadar değiştirecek?

2.        Din eğitimi uygulamalarında Avrupa ülkelerinin hepsinde durum aynı mıdır?

Devamı

2004/2. "Aile İçindeki Görevlerim"

AİLE İÇİNDEKİ GÖREVLERİM

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Ailemizde birlikte mutlu yaşamak için birbirimizi sevmek ve saymak zorundayız. Nasıl ki, ben, annem ve babam tarafından sevilmek istiyorsam, ben de onları sevmek ve saygı göstermek zorundayım. Ben, kardeşimin, benim haklarıma saygı göstermesini isterim. Aynı şekilde ben de, büyüklerime saygı göstermeliyim. Evde her şeyin benim istediğim gibi olmasını istemem bencillik olur. Örneğin, her istediğim zaman yemek  istemem doğru değildir. Şayet çok özel bir durum yoksa, yemek saatini beklemem gerekir. Aynı şekilde, evdeki televizyonun, sadece benim istediğim programlarda kalmasını istemem saygısızlıktır. Ben belgeselden hoşlanıyorum diye her zaman belgesel programların izlenmesi doğru değildir. Haber saatinde babamın, haber programı, çizgi filmlerde küçük kardeşimin de televizyon seyretmesine hoşgörüyle bakmam gerekir.

Devamı

2004/3. "Ben ve Kardeşlerim"

BEN VE KARDEŞLERİM

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Biz üç kardeşiz. Hepimiz aynı okula beraber gidiyoruz. Ablam benden iki yaş büyük ve 6.sınıfa gidiyor. Küçük kardeşim ise benden 5 yaş küçük ve ana sınıfına gidiyor. Ben okula gitmeden önce ablam okula başlamıştı. O zaman bazen annem, bazen babam, ablamı okula götürüp getiriyorlardı. Şimdi kendimiz okula gidip gelebiliyoruz. Küçük kardeşim, tek başına okula gidip gelemez. Ablam ve ben, kardeşimi sınıfına kadar götürüyoruz.

Bazı arkadaşlarımızın kardeşleri yok, ama arkadaşları var. Arkadaşım Ali'nin üvey kardeşi var. Onlar kendi aralarında çok iyi anlaşıyorlar. Biz üç kardeş olarak çok iyi geçiniyoruz. Ablam, bana sürekli yardımcı olur. Ben, bilemediğim derslerimde ondan yardım isterim. Aynı şekilde, ben de küçük kardeşime yardımcı olurum.

Biz üç kardeş, mutlu olabilmek için, birbirimizle iyi geçinmemiz gerektiğini biliyoruz. Bazen, küçük kardeşim mızıkçılık yapıyor ve sadece kendi istediğinin yapılmasını istiyor. Biz, o henüz küçük olduğu için paylaşmayı bilmiyor, diyerek onu güzellikle yatıştırıyoruz.

Devamı

2004/4. "Din Eğitimi Toplumsal Bir İhtiyaçtır" ve "Camilerin Yaz Kursları Daha Renkli Olmalı"

DİN TOPLUMSAL BİR İHTİYAÇTIR

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Bugün din öğretiminin en önemli problemi, din dersinin şekli ve içeriği üzerinde tartışılırken çoğu zaman unutulan, Türk halkının güncel dini ihtiyaçlarına en iyi şekilde nasıl cevap verebileceği sorusudur.


Din derslerinin okullarda yer alması konusu, Cumhuriyetin kurulmasından bu yana üzerinde en çok tartışılan konulardan biri olagelmiştir. Buna rağmen Türkiye'de din dersleri bilimsel yöntemle incelenmiş, araştırılmış değildir. Tartışmalar hep ideolojik yönden olmuştur. Bu alanda birbirine zıt iki görüş sürekli savunulmuştur. Bu görüşlerin birisine göre; "Din, bizim tarihi, hatta milli olmuş kıymetlerimizden birisidir. Bu sebeple onu çocuklarımıza öğretmeliyiz."1 Çünkü, toplumdaki tüm kötülüklerin, ahlaksızlıkların, huzursuzlukların kaynağında kişilere iyi din ve ahlak eğitimi verilmemesi vardır. Bunun karşıtı görüşe göre; "Türkiye laik bir ülkedir, laik bir ülkenin okullarında zorunlu din dersi yer alamaz."2 Bu görüşü destekleyenlere göre okullarda din dersinin okutulması, Atatürk ilkeleri ve çağdaşlaşma için tehlike arz etmektedir.

Devamı

2004/9. "Kul Hakkı İçin Helalleşin"

KUL HAKKININ ÖNEMİ

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

İslâm dininde, insanın yerine getirmekle yükümlü olduğu haklar genel olarak, Allah'ın hakları ve kulların hakları olarak iki kısma ayrılmıştır. Allah'ın hakları deyince, Allah'ın emir ve yasaklarına saygı göstermek anlaşılmaktadır. Kul hakkı denilince de insanların birbirlerine karşı hakları anlaşılır. Bu anlayış, İslâm toplumlarında son derece yüksek ve örnek bir hak ve sorumluluk bilinci geliştirmiştir.

Hayatın çeşitli şartlarında ve insanların birbirleriyle ilişkilerinde dikkat etmeleri gerekli pek çok hakları vardır. Kul hakkı, insanların haklarına saygılı olmak, söz ve davranışlarla onlara zarar vermemek demektir. Aynı şekilde bir insana zarar verecek şekilde istemediği sözü söylemeye veya davranışları yapmaya kul hakkı yemek denir.  Bun göre, insan haklarına saygı gösterip, zarar vermemek kul hakkına saygı göstermektir. Bu haklara zarar vermeye çalışmak ise kul hakkı yemek demektir. Kul hakkı konusunda Müslüman olan insanla, olmayan arasında bir ayrım yoktur, yapılan her haksızlık kul hakkına girer.

Devamı

2004/10. "Kardeşler Arası İlişkiler"

                                                                                     AİLENİN ÖNEMİ VE KARDEŞLER ARASI İLİŞKİLER                                                                                       

PROF..DR. MEHMET ZEKİ AYDIN

Aile, evlilik bağıyla bağlı anne baba ve varsa çocuklardan oluşan en küçük toplum birimidir. Bu bakımdan aile toplumun temel taşı sayılmıştır. Anne baba ve çocukların yanında nine dede, amca hala, dayı ve teyzeler de aileden sayılır.

Toplumun özü ve temeli ailedir. Milletler bir çok ailenin birleşmesinden  meydana gelmiştir. Aileler ne kadar sağlam temeller üzerine kurulursa, böyle ailelerden meydana gelen toplumlar da o derece sağlam ve huzurlu olur.

İslâm dini, aile kurmaya önem vermiş, evlenmeyi teşvik etmiş ve onun korunmasını istemiştir. Yüce Allah, Nur suresinde şöyle buyurur: "Ey müminler! Sizden bekar olanları evlendirin. Eğer fakir iseler, Allah onları lütfuyla zengin yapar."  Peygamber Efendimiz de, evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı teşvik etmiştir. Bu yüzden,  sebepsiz yere evlenmemek hoş görülmemiştir. Gençlik yıllarını, nefsinin arzularına uyarak iyi değerlendiremeyen insanların sonları perişan olur. Böyle kimseler istedikleri, makama, paraya ve şöhrete kavuşsalar bile sıcak bir aile yuvasının neşesinden , aile bireylerinin sevgi ve saygı dolu bakışlarından ve öldükten sonra iyi bir şekilde hatırlanmaktan mahrum kalırlar.

Devamı

2004/11. "Duanın Önemi"

DUANIN ÖNEMİ  

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN


       Dua; seslenmek, çağırmak, yardıma çağırmak anlamına gelir. Müslümanlar için dua, Allah'a yalvarmak, O'ndan dilekte bulunmak ve O'na yakarmak demektir.

       Dua, insanın doğuştan getirdiği olgulardan biridir. Bu sebeple bütün dinlerde dua mevcuttur. Üstün bir varlığa inanan her insan, hayatının herhangi bir anında dua ihtiyacını hisseder. Çünkü hepimiz, zaman zaman üstesinden gelemeyeceğimiz bir çok olayla, üzüntü ve sıkıntı ile karşılaşırız. Böyle  anlarda insan, Allah'a sığınmak ve yardım istemek amacıyla dua eder.

       İnsanın dua ihtiyacı doğuştandır, sözünü biraz açarsak, genel olarak duayı sadece Allah'a inanların yaptığı inancı vardır. Halbuki, normal zamanlarda dua etmeyen veya tanrı inancına uzak olanlar bile, üstesinden gelemedikleri olaylar karşısında dua ihtiyacı duyarlar. Bunu bir çok olayda gördüğümüz gibi Allah Teala Kur'an'da  Yunus Suresi 12. ayette şöyle açıklar; "İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarardan dolayı bize hiç yalvarmamış gibi hareket eder. İşte aşırı gidenlere yaptıkları böyle süslü gösterilmiştir."

Devamı

2002/9. "Kur'an'da Sanat Günah mı?",

2002/10. "Bir Politikacı İçin Cemaat Bekletilir mi?",  

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın (Cum. Ü.):

Ahlâkî olarak yanlış

     Cuma namazı, öğle ile ikindi arasındadır. Dolayısıyla bu süre içinde her zaman kılınabilir. Örneğin Tunus'ta Cuma namazı öğle namazı başladığından ikindiye kadar her camide değişik saatlerde kılınır. Her camiide kılındığı saati cemaat bilir kendi durumuna göre gelir. Ama bu uygulama herkes için geçerlidir özellikle bir kişi için uygulama söz konusu değildir. Kişiye özel beklenilmesi dini değil, ahlaki boyut açısından yanlıştır."

Devamı

2001/11. "İslâm'a Göre Sünnet Olmak",

1998/8. "Batı Avrupa'daki Türk İşçilerinin Sorunları

1994/3. "Kur'an ve Sünnette Müslüman Şahsiyeti Adlı Eser Üzerine",

1994/2. "Kur'an-ı Kerim'de Soru Cevap",

1991/1. "Sevgi Eğitimi",  

1988/1. "Üniversite Adaylarına Meslek Seçme Rehberi",

DİN DERSLERİNİN GELİŞİMİ ve TEORİK YAPISI[1]

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Cumhuriyetten önce din eğitimi camiler, medreseler, tekkeler, enderun, sıbyan mektepleri, rüştiye, idadi ve sultaniler gibi çeşitli öğretim kurumlarında yapılırdı. Cumhuriyetin ilanından sonra 3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bütün eğitim-öğretim kurumları "Maarif Vekaleti"ne bağlandı. Bu kanunun 4. maddesinde, yeni dinî tedrisat kurumları ile ilgili hüküm; "Maarif Vekaleti, yüksek diniyat mütehassısı yetiştirmek üzere Darülfünunda bir İlâhiyat Fakültesi tesis ve imamet gibi hidemâtı diniyenin ifası vazifesi ile mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler kûşad edecektir." şeklinde yer almıştır.

1926 yılında, ilkokulların 2. ve 3. sınıflarına haftada ikişer, 4. ve 5. sınıflarına da haftada birer saat olmak üzere Seçmeli Din Bilgisi dersi konulmuştur. Bu ders 1929 yılında ilkokulların 4. ve 5. sınıfları ile ortaokulların 1. ve 2. sınıflarında haftada birer saat; Öğretmen Okullarının birinci ve ikinci sınıflarında haftada ikişer saat olarak okutulmaya başlanmıştır. Din Bilgisi Dersleri, 1931-1932 Öğretim yılında ortaokul; 1935 yılında da ilkokul müfredattan çıkarılmıştır.

Devamı