KİTAPLAR DERS PLANLARI AKADEMİK ÇALIŞMA BİLİMSEL TOPLANTI BİLİMSEL MAKALELER YABANCI DİLDE MAKALELER DİĞER MAKALELER

PROF.DR.MEHMET ZEKİ AYDIN'IN DİĞER MAKALELERİ


2010/27. “Ramazan ve Çocuk”,

Ramazanı ve Çocuk

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ramazanı birey, aile, toplum olarak yaşamak için yapabilecekleri çok şey olduğunu söyledi.


''Ramazanı öncelikle kendi özel çevremizde, ailemizde hissettirebiliriz, hatta daha ileriye götürüp coşkuyla yaşayabiliriz'' diyen Aydın, ''Bu nedenle çevremizdekiler, iş arkadaşlarımız, ailemiz, çocuklarımız, ramazan ayının heyecanını görmelidir. Etrafımızdakiler, 'Nereden geldi bu ramazan', 'Bu sıcakta, üstelik bu uzun günlerde nasıl oruç tutacağız' yerine 'İyi ki geldin ramazan', 'Hoşgeldin 11 ayın sultanı' diyerek, bu kutlu ayı sevinçle karşıladığımızı yansıtmalıyız'' ifadelerini kullandı.


Büyükler için olduğu kadar çocuklar açısından da ramazan ayının önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aydın, ''Ramazan ayı gelmeden önce evde bir tatlı telaş yaşanmalı ve bu telaş çocuğun dikkatini çekmelidir. Böylece çocuk, bu değişimi görmeli ve merak etmelidir. Merak öğrenme için önemlidir. Herhangi bir şeye ilgi ve merak duymadan onu öğrenmek mümkün değildir'' dedi.                                                                                                                                                                                                                                          Devamı   

2010/26. “Dayak Öldü Allah Rahmet Etsin”,

Eğitimde Dayak Öldü Allah Rahmet Eylesin

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

http://www.haber7.com/haber/20100402/Egitimde-dayak-oldu-Allah-rahmet-etsin.php


Seher Kadıoğlu'nun röportajı

02 Nisan 2010 07:02


Pek çoğumuz çocuklarımız için, iş işten geçtikten sonra   "Keşke yapmasaydım." diyoruz. Bilinçsiz ebeveyn tutumları, yanlış ezberler çocuklarımızın geleceklerine yanlış izler bırakabiliyor. Saçımızı süpürge ediyor, gecelerce uyumuyoruz, "Her şey yavrularımız için"  diyoruz da... Bir şeyleri atladığımız kesin. Okumuyoruz, araştırmıyoruz, bu yüzden  çok geç anlıyoruz evlatlarımızdan belki de çaldığımız hayatları. Bazı  anne babalar  bilmedikleri, öğrenmedikleri için geç kalıyorlar ve bu bilinçsizlik sorumluluktan kurtarmıyor onları. Mükemmel ahlaklı bir ebeveyn çocuklarını en iyi yetiştirir de diyemeyiz;  içselleştirdiklerini aktaramayabilir; yolunu bulamayabilir. Karıştıracağınız Ailede Ahlak Eğitimi' kitabının sayfalarında gezinirken, çocuğunuzla yaşadığınız ya da yaşayacağınız sorunlara çözüm bulabilir, önlem alabilir, yöntemler geliştirebilirsiniz . Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın'ın Timaş Yayınlarından çıkan Ailede Ahlak Eğitimi adlı kitabı, küçük çocukluk çağlarından başlayarak gençlik dönemini de kapsayan eğitim sürecinde ailelere ve eğitimcilere rehberlik ediyor. Kitap güncel sorunları belirginleştirdiği için diğer kitaplardan bir adım öne çıkıyor. 

Devamı

2010/24. “Peygamberimiz ve Aile”

Peygamberimiz ve Aile

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

İslâm peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)¸ Müslümanlar için bir örnektir. Bununla ilgili Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Andolsun¸ sizin için¸ Allah'ı ve âhiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Rasûlü'nde güzel bir örnek vardır." [1]

Hz. Muhammed (s.a.v)¸ ailesi içerisindeki davranışlarıyla¸ bütün aile bireylerine örnek olmuştur. Onun aile mensuplarına karşı davranışları¸ bize de aile hayatımızda nasıl davranacağımız konusunda örnek oluşturmaktadır.  

Peygamberimiz (s.a.v)¸ aile bireylerini çok severdi. Mesela¸ o kendisi küçükken ölmüş olan annesini hiçbir zaman unutmamış ve sürekli mezarını ziyaret etmiştir. Efendimiz (s.a.v)¸ amcalarını¸ özellikle de Ebu Talib'i çok severdi. Onu kıracak bir davranış yapmaz¸ ona devamlı yardımcı olmaya çalışırdı.

Peygamberimiz (s.a.v)¸ ilk eşi Hz. Hatice'yi çok severdi. Kendisine ilk vahiy geldiğinde heyecan içinde eşi Hz. Hatice'nin yanına koşmuştu. Hz. Hatice¸ ona moral ve destek vermiş; hemen inanarak Müslümanların ilki olmuştu. Onlar¸ 25 yıl evli kalmışlar ve mutlu bir aile hayatı sürmüşlerdi. Hz. Hatice'nin ölümünden sonra da Peygamberimiz (s.a.v)¸ çocuklarının annesini daima iyilikle anmıştır.

Devamı

2010/13. “Çocuğun Eğitiminde Anne ve Babanın Rolü”

2010/7.   Vefa Eğitimi

VEFA EĞİTİMİ

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

1997 yılında Belçikalı Türk aile ve çocuklarıyla daha rahat iletişim kurabilmek için Türkçe öğrenen bir Katolik din dersi öğretmeniyle sohbet ediyorduk. Eşi de Katolik din dersi öğretmeni olan bu hanımın, beş çocuk sahibi olduğunu öğrendiğimde, bu ne "fedakârlık" demiştim. O, fedakârlık kelimesini anlamayınca Türkçe-Fransızca sözlüğe baktık ve anlamını okuyunca, artık bu kelime eskidi, bunu unuttuk, dedi. Vefa, konusunu yazmaya başlayınca bu hatıram aklıma geldi. Bizim de unutmaya yüz tuttuğumuz güzel hasletlerden biri de vefadır. Maalesef, günümüzde vefa, büyük ölçüde yitirmiş olduğumuz, çok değerli özelliklerimizden biridir. Artık, vefa örneklerini az görmeye ve vefasızlıkla suçladığımız dost ve akrabalarımızın çoğaldığını söyleyebiliriz.

Toplumu toplum yapan, cemaati cemaat yapan bir güzelliktir vefa… Dostlar arasında, kardeşler arasında olmazsa olmaz bir haslettir vefa… İnsanların birbiriyle kaynaşıp bütünleşmesini sağlayan bireyleri birbirine bağlayan yüce bir duygudur vefa…  Evleri yuva hâline getiren, aile mutluluğunu daim kılan bir erdemdir vefa…

Vefa kelimesi, genel olarak biri dostlukta diğeri verilen sözde olmak üzere iki anlamda kullanılmaktadır. Dostlukta, görülen iyilikleri unutmamak, iyilikte bulunanlara aynısıyla veya daha güzeliyle karşılık vermeye devam etmek, bağlılık ve dostluğu devam ettirme anlamına gelirken; sözünü yerine getirme, sözünde durmaya ahde vefa diyoruz. Böyle olan insanlara da vefakâr denir.

Devamı

2009/71. Çocuk eğitiminde vicdan gelişimi niçin önemlidir?

SÖYLEŞİ

Ahlak eğitimi kalbe, zekâya ve iradeye hitap etmeli ve amacı iyiliği sevdirmek, tanıtmak,istetmek olmalıdır

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın

Söyleşi: Ayfer Balaban

Çocuk eğitiminde vicdan gelişimi niçin önemlidir?

Toplumsal gelişmeler çocuğu birçok etkiyle karşı karşıya getirmiştir. Bu çerçevede anne babalar, çocuklarını kötülüklerden korumak ve iyi ahlaklı bir evlat olarak yetiştirmek istemektedir. Ahlak eğitimi kalbe, zekaya ve iradeye hitap etmeli ve amacı iyiliği sevdirmek, tanıtmak, istetmek olmalıdır. Ahlak eğitimi önce çocuğun duyarlılığına hitap etmelidir. Çünkü çocukta kalp, akıldan önce gelir. Çocuk heyecanlı olduğu zaman aklını aydınlatmak da kolaylaşır. Ahlak eğitimi, irade üzerinde de etki yapmalıdır. Çocuklarımızın bilgi ve becerilerine tertemiz bir vicdan eşlik etmeli; onun gelişmiş bir beyni olduğu gibi büyük bir kalbi de olmalıdır.

Vicdan, insanı, herkesten uzak, hiçbir cezaya veya azara uğramayacağından emin olduğu durumlarda bile, kötülük yapmaktan alıkoyabilir. Bunun için, kişileri, aydınlık ve dürüst vicdanlı hâle getirmek, ahlak eğitiminin hem aracı hem amacı sayılmalıdır. 

Devamı

2008/51. “Kuşaklar Arası Çatışma mı? Uyum mu?”

KUŞAKLAR ARASI ÇATIŞMA MI? UYUM MU?[1]

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]

           Kuşak çatışmasından kasıt, yetişmekte olan nesil (yani çocuk ve gençler) ile belli bir anlayış ve sosyal bakışı temsil eden yetişkin neslin arasındaki anlaşmazlıklardır.

         Anne, baba, öğretmen ve yönetici olarak tüm yetişkin nesil, tarih boyunca gençlik çağını yüceltip, gençleri küçümsemek, onlara hep tepeden bakmak, eleştirmek; bilgisiz, beceriksiz, sorumsuz, haylaz, asi ve eğlence düşkünü olarak görme eğiliminde olmuşlardır. Bu bakış açısıyla,  “Nerede bizim geçliğimiz.” diyerek acınmışlar, yitip giden gençliklerine ağlamışlardır. Bu, pek çok bilim insanı ve filozofun yazılarında da görülebilir. Örneğin, mi­lattan önce VIII. yüzyılda yaşamış olan Hesiod şöyle demektedir: “Günümüzün gençleri öyle sorumsuz ve uçarılar ki, yarın ülke yönetimini üstleneceklerini düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bize ağırbaşlı olmayı, büyükleri­mize saygılı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler ise, ne, kural tanıyor, ne beklemesini biliyorlar. Üstelik duygu­suz ve düşüncesiz davranıyorlar.” Sokrates de şöyle diyor: “Bugünün gençleri lüks ve gösteriş düşkünü, saygısız, baş­kaldıran, geveze ve obur yaratıklardır.”Gençler de tarih boyunca yetişkin nesli hep tutucu, geri kafalı, uyuşuk, bencil, korkak buyurganlar olarak görmüşlerdir. Düşüncelerini eski, zevklerini bayat, kurallarını sıkı, yasaklarını da akıldışı bulmuşlar; her şeye hayır demeyi alışkanlık hâline getirdiklerinden yakınmışlardır. Bu gibi gençlerle, yaşlı kuşakların yargıları değişik, ama önyargılı tutumları ortaktır. Genel olarak gençler de yaşlılar da bir­birlerinin hep olumsuz niteliklerini ön plana çıkarıyorlar. Bu vb. yakınmalardan anlıyoruz ki, yetişmekte olan çocuk ve gençlerle yetişkinler arasındaki kuşak çatışması üç bin yıl önce de vardı, şimdi de var, gelecekte de var olacak bir olgudur. 

Devamı

2008/50. “Çocuklar Şiddetten Korunmalıdır”

Çocuklar Şiddetten Korunmalıdır[1]

Prof.Dr.Mehmet Zeki Aydın [2]

Şiddet kelimesi, genel anlamda insanları yıldırmak amaçlı yapılanları ifade etmekte kullanılmaktadır. Bir başka deyişle şiddet, bir kişiyi hırpalamaya yönelik yoğun bir öfke gösterisidir.

Eğitim açısından şiddet duygusu ile şiddet davranışı arasındaki farkı ortaya koymak gerekir. Öfke veya düşmanlık duygusunun yoğun ve yıkıcı bir biçimde somutlaşmış şekline yani davranış olarak ortaya çıkmış hâline şiddet davranışı diyoruz. Oyuncak yüzünden kapışan iki ufak çocuğun birbirine vurması, yetişkin birinin bir başkasını dövmesi, öldürmesi şiddet davranışıdır. Şiddet duygusu ise, duyulması engellenemeyen, ancak kontrol altına alınıp davranış hâline gelmemiş öfke duygusudur.

Çocuğunuzun duygularıyla davranışlarını birbirinden ayırarak onun kişilik kavramını geliştirmesine yardımcı olabilirsiniz. Örneğin, hepimiz zaman zaman birini dövmek, bizi çileden çıkaran birini öldürmek duygusunu yaşarız. Ancak, aramızda bunu davranış biçimine getirenler, yalnızca duygularını kontrol edemeyenlerdir. Anneler babalar, zaman zaman çocuklarını dövme duygusuna kapılırlar. Bu duyguyu engelleyemedikleri için de, kendilerini kötü anne olmakla suçlayarak eziklik duyarlar. Oysa bu duyguya kapılmak çok doğaldır, doğal olmayan, bu duyguyu davranışa dönüştürmektir.

Devamı

2008/48. “Hz. Muhammed (a.s) ve Örnek Davranışları? (2) ”

HZ. MUHAMMED’İN AİLESİ İÇİNDEKİ ÖRNEK DAVRANIŞLARI (2)[1]

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

İslâm peygamberi Hz. Muhammed, Müslümanlar için bir örnektir. Bununla ilgili Kur’anı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.”[2]

 Hz. Peygamber, diğer insanlarla olduğu gibi akrabaları ile de iyi ilişkiler kurmuştur. Çünkü Kur’anı Kerim akraba ile iyi ilişkilerin önemine dikkat çekiyordu. Bu nedenle akraba ziyaretini düzenli hâle getirmiş, bu yöndeki toplumsal sorumluluğa vurgu yapmıştır. O, akrabalık bağlarını güçlendirmeğe gayret etmiş ve akraba ilişkilerine yönelik tavsiyelerde bulunmuştur.

Peygamberimiz, akrabalarla ilişkilerin, her ne olursa olsun, devam ettirilmesini öğütlemiştir. Onlara karşı hep iyilikte bulunulmasını, kaba davranılmamasını söylemiştir.  Akrabaları ile ilişkileri güzel olanların Yüce Allah tarafından sevildiğini de belirtmiştir. Peygamberimize bir gün bir adam gelir.: “Ben akrabalarımı ziyaret ediyorum ama onlar beni ziyaret etmiyorlardır”. Bunun üzerine Peygamberimiz, « Olsun, sen onları ziyaret etmeye devam ettiğin sürece Allah, seninledir »[3] cevabını verir. 

Devamı

2008/31. “Çocuk Tehdit Edilmemelidir”

ÇOCUK TEHDİT EDİLMEMELİDİR[1]

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Toplumumuzda, çocukları disipline etmek için çeşitli yöntemler uygulanmaktadır. Korkutma yöntemi de bunlardan biridir. Korkutmalar bazen tehdit hâline gelmektedir. Anne baba bazen, küçük çocuklarını evden gitmekle korkutmak için, “Annesiz kalırsın, üvey anne ellerinde büyürsün, o zaman anlarsın değerimi!” diyerek tehdit etmektedir. Bu tehdidiyle çocuğu yıldıran anne baba, çocuğunu sürekli tedirgin etme pahasına, ancak kısa bir süre için uslandırabilir.

“Beni çok üzüyorsun, canımdan bezdirdin, bıktırdın” şeklindeki yakınmalar; “Beni birazcık seviyorsan acı bana!” gibi acındırma yolları; “Yataklara düşeceğim!” diye süren yalvarmalar, ancak anne babanın güçsüzlüğünü ortaya koyar. Bu yolla çocuk, tedirgin olur ama uslanmaz. Bir süre sonra çocuk bunlara alışır ve böylece anne babanın otoritesi kaybolur.

Diğer bir yöntem de çocuğa küserek onu yola getirmektir. “Ben senin baban olmayacağım.”, “Ben senin annen değilim, kendine başka anne bul” sözlerinden çocuk çok kötü etkilenir ve korkar, güveni sarsılır. Böyle sözler, çocuk için çok ağır bir cezadır. Çocuk anneyi babayı kızdırdığında, ona soğuk davranılması normaldir. Az konuşması, sorularına kısa cevaplar vermesi veya vermemesi sakıncalı olmayabilir. Ancak, günlerce sürdürülen küslük ise olgun bir davranış değildir.

Devamı

2008/24. “Hz. Muhammed (a.s) ve Örnek Davranışları? ”

HZ. MUHAMMED (a.s) ve ÖRNEK DAVRANIŞLARI (1)

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

İslâm peygamberi Hz. Muhammed, Müslümanlar için bir örnektir. Bununla ilgili Kur’anıkerim’de Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için  Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.”[1]

Hz. Muhammed, ailesi içerisindeki davranışlarıyla, tüm aile bireylerine örnek olmuştur. Onun ailesine karşı davranışları,  bize de aile hayatımızda nasıl davranacağımız konusunda örnek oluşturmaktadır.  

Peygamberimiz, aile bireylerini çok severdi. Örneğin, o kendisi küçükken ölmüş olan annesini hiçbir zaman unutmamış ve sürekli mezarını ziyaret etmiştir. Peygamberimiz, amcalarını, özellikle de Ebu Talip'i çok severdi. Onu kıracak bir davranış yapmaz, ona devamlı yardımcı olmaya çalışırdı.

Peygamberimiz, ilk eşi Hz. Hatice'yi çok severdi. Kendisine ilk vahiy geldiğinde heyecan içinde eşi Hz. Hatice'nin yanına koşmuştu. Hz. Hatice, ona moral ve destek vermiş ve ilk Müslüman olmuştu. Onlar, 25 yıl evli kaldılar ve çocukları oldu. Mutlu bir aile hayatı sürdürdüler. Hz. Hatice'nin ölümünden sonra da peygamberimiz, onu daima iyilikle anmıştır.

Devamı

2008/17. “Kuşak Çatışmasına Dikkat Edilmelidir”

KUŞAK ÇATIŞMASINA DİKKAT EDİLMELİDİR[1]

Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN[2]

             Kuşak çatışmasından kasıt, yetişmekte olan nesil ile belli bir anlayış ve sosyal bakışı temsil eden yetişkin neslin arasındaki anlaşmazlıklardır.Yetişkin nesil, tarih boyunca gençlik çağını yüceltip, gençleri küçümsemek, onlara hep tepeden bakmak, eleştirmek; bilgisiz, beceriksiz, sorumsuz, haylaz, asi ve eğlence düşkünü olarak görme eğilimindedir. Bu, pek çok bilim insanı ve filozofun yazılarında da görülebilir. Örneğin, mi­lattan önce VIII. yüzyılda yaşamış olan Hesiod şöyle demektedir: “

           Günümüzün gençleri öyle sorumsuz ve uçarılar ki, yarın ülke yönetimini üstleneceklerini düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bize ağırbaşlı olmayı, büyükleri­mize saygılı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler ise, ne, kural tanıyor, ne beklemesini biliyorlar. Üstelik duygu­suz ve düşüncesiz davranıyorlar.” Sokrates de şöyle diyor: “Bugünün gençleri lüks ve gösteriş düşkünü, saygısız, baş­kaldıran, geveze ve obur yaratıklardır.”

          Gençler de tarih boyunca yetişkin nesli hep tutucu, geri kafalı, uyuşuk, bencil, korkak buyurganlar olarak görmüşlerdir. Düşüncelerini eski, zevklerini bayat, kurallarını sıkı, yasaklarını da akıldışı bulmuşlar; her şeye hayır demeyi alışkanlık hâline getirdiklerinden yakınmışlardır. Bu gibi gençlerle, yaşlı kuşakların yargıları değişik, ama önyargılı tutumları ortaktır.

                                                                                                                                                                                                                                Devamı

2008/5. “Ben İyi Bir Anne Baba mıyım?”

BEN İYİ BİR ANNE BABA MIYIM?[1]

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]

Çocuk eğitimi konusundaki bazı yazar ve kitapların da etkisiyle, bazı anne babalar, çocuklarına karşı duydukları bazı duyguları ve yaptıkları bazı davranışları yüzünden kendilerini suçlarlar. Bazen de bunun tersi olarak, anne babalar, iyi niyetlerini dikkate alarak çocuklarına her türlü iyiliği yaptıklarını ancak başarılı olamadıklarını ileri sürerek suçu çocuklarına atarlar. Her konuda olduğu gibi bu konuda da dengeli ve gerçekçi olmalı ve yaptığımız doğru ve yanlışları olduğu gibi görmeye çalışmalıyız.Çocuk eğitiminde büyüklerin yanlışları elbette çoktur ve bunları düzeltmek için gayret göstermek gerekir. Çünkü hiçbir şey bilmeden dünyaya gelen çocuğa şekil veren biz büyükleriz. Toplumumuzdaki aile yapısındaki değişimle, büyük ölçüde, geniş aileden küçük aile yapısına geçilmiştir. Bunun sonucu çocuk eğitiminde, genç anne baba yalnız kalmıştır. Kısaca, eskiden genç anne baba, çocuğun hizmetini yapar, ancak eğitimini evin büyükleri, dede ve nineler üstlenirlerdi. Kendi çocuklarının eğitimine genelde hiç müdahale edememesine karşın, onların nasıl yetiştirildiğini görerek öğrenen anne baba, bu konudaki tecrübelerini torunları üzerinde uygulardı. Çocuk sayısının çokluğu da buna eklenince evde yaşayan herkes çocukları nasıl yetiştiklerini de bizzat görüyorlardı. Günümüzde yeni evlilerin çoğu yalnız başına kalıyor ve çocuk yetiştirme konusunda tecrübesiz oluyorlar. Bir de yeni evliliğin getirdiği maddî sıkıntılar gereği veya gençliğin verdiği heyecanla çalışmaya daha çok önem veriyorlar. Bu şartlar altında konuyla ilgili kitap da okuyamıyorlar ve çocuk eğitimiyle ilgili danışacakları kimse bulamıyorlar veya sormaya utanıyorlar. Doğal olarak çocuk da büyüyor ve ilk yıllarda da çocuğun kişiliği belirlenmiş oluyor. Birinci çocukta hatalarını anlayan anne baba ikinci çocukta aynı hataları yapmamaya çalışıyor.

Devamı

2007/99. “Çocuğun Eğitimi Sadece Anneye Bırakılmamalıdır”

ÇOCUĞUN EĞİTİMİ SADECE ANNEYE BIRAKILMAMALIDIR

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Çocuk eğitiminde annenin rolü inkâr edilemez. Çocuğun eğitiminde annenin çok etkili olması, babanın çocuk eğitiminde sorumluluğunun az olduğunu göstermez. Sanıldığı gibi, babanın çocuğu ile ilgilenmesi için onun büyümesini beklemek gerekmez.

Geleneksel olarak annelerin çocuk bakımında önemli rolü vardır. Buna rağmen çocuk eğitimi ve bakımı anne babaların her ikisinin de karşılıklı sorumluluk paylaşımı ile yürütmesi gereken bir durumdur. Özellikle annenin bebeklik dönemindeki yeri tartışılamaz olmakla birlikte uygun baba modelinin varlığı çocuğun her dönem için sağlıklı, gelişmesine yardımcı olacaktır.

Çalışma ve şehir hayatında babaların çocuklarını az görmesi, çocukların eğitim ve bakımını tamamen annenin üzerine bırakması hem anneler hem çocuklar açısından büyük sorunlara yol açmaktadır. Anneler bu durumda çocuğa uygun eğitim ve disiplini vermekte zorluk çekerken (babanın desteği olmadığı için), çocuklar da babalarını seyrek gördükleri ve babanın etkinliğini hissetmedikleri için bazı psikolojik sorunlara girmektedirler. Bu durum anneyi ve çocuğu etkilemektedir. Anneler evin sorumluluğu, çocuğun bakımı gibi konularda yalnız kalıp strese girmektedirler. Ayrıca sürekli duygusal destek, sevgi ihtiyacı hisseden çocukta da bazı davranış ve duygusal sorunlar oluşabilmektedir. Mümkün olduğunca babanın da hamilelikten itibaren bu konuda anneye gerekli psikolojik destek sağlaması gerekir. Babanın anneye verdiği destek, çocuklara ayırdığı zaman, çocuk eğitimine doğrudan veya dolaylı katılımı birçok sorunu oluşmadan engellemektedir.

Devamı

2007/93. M. Zeki Aydın ile söyleşi: Zorunlu DKAB dersi, boş yere konulmadı.

ZORUNLU DKAB dersi boş yere konulmadı

Prof. Dr. Mehmet. Zeki AYDIN:

"Şu anda uygulanmakta olan DKAB dersi, 1982 Anayasa'sına konulurken uzun ve birçok tarafın katıldığı tartışmalar sonucunda ortaya çıkmış bir görüştür. Bu tartışmalarda konu, akla gelebilecek her yönü ile tartışılmıştır."  

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, dinibil.com'un sorularına verdiği cevaplarda, önemli açıklamalarda bulunarak, DKAB dersinin zorunlu derslerden olmaya devam etmesi gerektiğini belirtti. Aşağıda, yapılan söyleşinin tam metni bulunmaktadır.dinibil.com: Yeni anayasa taslağı yayımlandı; din eğitimi ve öğretimiyle ilgili 24. maddenin 4. şıkkı, iki alternatif sunuyor. Bu iki alternatifi genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?Aydın: Her iki alternatifi de Türkiye için uygulanabilir ve yararlı bulmuyorum. Bu maddelere göre, DKAB dersleri zorunlu olmaktan çıkıyor. Ancak sadece bununla kalmıyor, velinin inanç ve ideolojisine göre din dersi talebine imkân hazırlıyor. Buna göre, confessional yani din eğitimi yaklaşımı dediğimiz, mezhebe/dine dayalı doktriner din dersini öngörüyor. Bu ise Türkiye açısından şu anda veya yakın zamanda mümkün olmayan bir uygulamadır. Bunun en önemli sorunu, kimi hangi kurumun temsil edeceğidir. dinibil.com: Birinci alternatifte "Din eğitimi ve öğretimi kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır." deniliyor; ikinci alternatifte ise "Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretimde zorunlu dersler arasında yer alır." deniliyor.

Devamı

2007/79. “Çocuklarda Ahlak Gelişimi”

AHLÂK EĞİTİMİ NİÇİN ÖNEMSENMELİDİR?

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]

Birçoğumuz hatta hepimiz az ya da çok insan ilişkileri ve ahlâkî konularda şikâyet ediyor, memnuniyetsizliğimizi belirtiyoruz. Ahlâk ve eğitimi konusunu ne kadar önemsediğimizle ilgili bazı durumları ortaya koyalım.

            Ahlâk ve Eğitimi Konusunu Ne Kadar Önemsiyoruz?

Bu konuda aşağıdaki soruları cevapladığımızda, ahlâk eğitimini ne kadar önemsediğimiz ortaya çıkar.

1.Ahlâkla ilgili ne kadar kitap yazılmaktadır?

            a.Üniversitelerde kadar çalışma yapılmaktadır?

            b.Kütüphanelerde ne kadar kitap bulunmaktadır?

2.Ahlâkla ilgili ne kadar kitap okunmaktadır?

3.Okullarımızda ne kadar öğretilmektedir?

4.Vaizlerimiz, imam hatiplerimiz, ahlâkî konulara ne kadar yer veriyorlar?

5.Anneler babalar ne kadar önemsiyorlar?

Ahlâk Eğitiminin Küçümsenmesinin Sebepleri

1.Eskiden kabul edilen idealist hayat anlayışı, yerine yüzyılımızın başında pozitivist anlayış, sonraları faydacı/pragmatist anlayış ve daha sonra varoluşçu ve insancı anlayışın toplumumuza yanlış yansımaları.

2.Eskiden idealist hayat anlayışının sonucu olarak ortaya çıkan baskıcı eğitim ve disiplin anlayışı yerine buna tepki olarak geliştirilen özgürlük ve özgür eğitim ve disiplin anlayışının benimsenmesi. Bunun günlük hayata yansımasının, “Kimse kimseye karışamaz, herkes istediğini yapmalıdır.” anlayışı şeklinde ortaya çıkması.

Devamı

2007/78. “Yaz Kur’an Kurslarının Önemi.”

“YAZ KUR”ÀN KURSLARININ ÖNEMİ.”

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN[1]

Yaz kursları bir fırsattır ve bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz. Ülkemizde her yıl Haziran ayı gelince okullarda çocuklarımızı yaz tatili heyecanı sarar. Tatiller onların doyasıya oynamak için iple çektikleri vakitlerdir. Elbette oyun onların en tabii hakkıdır. Yaz tatillerinde evde, bahçede, tarlada, bağda ve çeşitli iş yerlerinde çalışan çocuklarımız da vardır. Bununla beraber tatilleri, zamanı boş geçirmek değil; dinlenmek ve yeni bir çalışmaya başlamak olarak da düşünmeliyiz. Yaklaşık üç ay devam eden bu süre, yavrularımızın güzel dinimizi ve yüce kitabımızı öğrenmeleri için iyi bir fırsattır.  Anne babaların ve öğreticilerimizin bu fırsatı iyi değerlendirmesi gerekir.

Yaz Kur’an kursları bir Türkiye gerçeğidir. Bildiğim kadarıyla yazın, okulların tatil olduğu bir dönemden yararlanarak çocuklara dinî eğitim vermek bize mahsus bir uygulamadır, dünyanın başka yerinde bu kadar sistemli ve yaygın olduğunu da pek zannetmiyorum. Aslında yaz tatilinin amacı, öğrencinin dinlenmesidir. Yazın havalar sıcaktır ve tatil yapılır. İşte bir anlamda verimsiz bir mevsimde çocukların dinini ve özellikle de Kur’an okumayı öğrenmesi için onları camilere ve Kur’an kurslarına gönderiyoruz. Bu tespiti niçin söylüyorum? Şunun için, öncelikle neyi, nasıl yaptığımızın farkına varalım. Böylece fırsatı iyi değerlendirelim.

Devamı

2007/75. “Çocuk Eğitiminde İyi, Doğru, Güzel Davranışların Teşvik Edilmesi”

ÇOCUK EĞİTİMİNDE, İYİ, DOĞRU, GÜZEL DAVRANIŞLARIN TEŞVİK EDİLMESİ[1]

Prof.Dr. MEHMET ZEKİ AYDIN[2]

Teşvik etmek, isteklendirmek, özendirmek anlamlarına gelir. Teşvik, istekleri yaptırmaya cesaretlendirmek ve duyguları yönlendirmektir. Bir davranışı yapmaya iten iç kuvvete güdü, dışarıdan takviye etmeye de teşvik diyoruz.

İnsanların bazı durumlarda, başkaları tarafından teşvik edilmeye ihtiyaçları vardır, bu ihtiyaç çocuklar için daha da fazladır. Çünkü onlar birçok iyiliğin zevkini tanımamışlar, birçok iyiliğin güzel sonuçlarını görmemişlerdir. Bu nedenle çocuklar yerinde ve zamanında yapılacak teşvik ve telkinlerle iyiye yönlendirilmelidir. Yaptıkları iyi davranışlar pekiştirilmelidir.

Pekiştirme, olumlu (pozitif) ve olumsuz (negatif) olmak üzere ikiye ayrılır. Olumlu pekiştirme, bir davranış yapıldıktan sonra, onun bir ödül veya hoşa giden bir durumla desteklenmesidir. Anne babasının (memnuniyeti, aferin demesi gibi) olumlu pekiştireç ile hoşuna giden durumlarla karşılaşmak isteyen çocuk iyi davranışlara yönelebilir. Olumsuz pekiştirme ise, bir davranışın sonucunda, rahatsızlık veren bir uyarıcının ve hoşa gitmeyen bir durumun sona erdirilmesi veya ondan uzaklaşılması demektir. Olumsuz pekiştireçler, istenmeyen bir davranışı engellemek veya yapılmasını durdurmak amacıyla uygulanır. Anne babasının (kaşını çatması, haçlığını kesmesi, dışarıya çıkma yasağı vermesi gibi) olumsuz pekiştireç ile karşılaşmak istemeyen bir çocuk kötü davranışlardan uzaklaşabilir.

Devamı

2007/74.“Gençlik Dönemindeki Çocuklarımızla İletişim”

GENÇLİK DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLARIMIZLA İLETİŞİM[1]

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2] 

İnsan hayatının en zor dönemlerinden biri de ergenlik ve gençlik dönemidir. Benim ergenlik ve gençlik dönemine verdiğim ad, “gıcıklık” dönemidir.[3] Bu dönemin özelliklerini bilip ona göre davranmak gerekir.Ergenlik dönemine ulaşan birey, doğru ve yanlışı, sosyal düzenin yasa ve kurallarıyla değil, bizzat kendi vicdanıyla ve kendi geliştirdiği ahlâk ilkeleriyle tanımlar. Ahlâk ilkeleri, sadece kendisi için değil, herkes için geçerli ve evrensel değerler üzerine kurulmuştur. Böylece birey, yalnız kendini değil, başkalarını da dikkate alan, yüksek düzeyde bir ahlâkî yargı geliştirir. Çocuğun olgunluğa yönelik psikolojik gelişimi, 13 ile 21 yaşları arasındaki ergenlik döneminde tamamlanır. Ergenlik öncesi çağ, ergenlik boyunca olacak değişimlere temel olan bir gevşemönemidir.Çocuğun “geleneksel, eleştirisiz” bir dürüstlük anlayışından kurtulup kendi öz dürüstlük ölçülerine ulaşması için 14 yaşına basması beklenmelidir. 14 yaşındaki ergenin yetişkinlere ve aile bireylerine olan tutumu olgunlaşmaya başlar. Bu durum onun her şeyi eleştirmesine yol açar. Anne babayı eleştirme, onların görüş ve düşüncelerini benimsememe eğilimleri vardır. Rahat ve uyumlu çocukluk geçirenler, ergenlik döneminin sorunlarını daha kolay çözerler.

Ergenlik ve gençlik döneminde bireyde, başkalarına yardım, zor durumda olanlara acıma duygusu, vicdan ve ahlâkî smluluk en yüksek düzeye ulaşmıştır. Kişi artık kendi kendini denetleyebilir. Davranışları ahlâk kurallarına aykırı düştüğü veya yapmak istediği bir işte başarısızlıkla karşılaştığı zaman çok güçlü bir “suçluluk duygusu” yaşar, çevresindekilerden utanır. Başkalarının davranışlarını da aynı yüksek ahlâkî sorumluluk bilinci ile değerlendirir. Bunun sonucu olarak hak ve adalet düşüncesi bu dönemde çok güçlüdür. Ergenler ve gençler, haksızlık yapan, eşit davranmayan kimselere karşı sert tepkiler gösterir. 

Devamı

2007/73.“Ergenlik Dönemindeki Çocuklarımızla İletişim”

ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLARIMIZLA İLETİŞİM[1]

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]

İnsan, bebek olarak doğar, çocuk olur, ergen olur, gençlik dönemini yaşar, yetişkin olur, derken yaşlanır ve bir gün hayatın sonuna gelir. İnsanın bu serüvenindeki davranışlarını, eğitim psikolojisinin gelişim psikolojisi inceler. Bizler, bu dönemleri bilirsek çocuklarımızın davranış ve tutumlarını daha iyi anlar ve ona göre davranırız. Bunları bilmezsek, gençlerin davranışlarını bir başkaldırı veya sapma olarak görürüz ve hem kendimizi hem de onları üzeriz. Sadece üzmekle kalsak onun yaptığı çocukluk hatasına biz de hatayla karşılık veririz ve zararlı çıkarız.

İnsan hayatının en zor dönemlerinden biri de ergenlik ve gençlik dönemidir. Benim ergenlik ve gençlik dönemine verdiğim ad, “gıcıklık” dönemidir. Anne babalara göre, gençler çok “gıcık” davranışlarda bulunurlar. Hem de inadına “gıcıklık” yaparlar. Ancak bir de gence sorun bakalım, ne diyecekler. Ben zaman zaman gençlere, “Siz mi daha gıcıksınız, yoksa anne babanız mı gıcık?” diye soruyorum.[3] Kendi “gıcıklık”larını görmek yerine, anne babalarının çok “gıcık” olduğunu söylüyorlar. İşin doğrusu, genç, kimliğini bulurken “gıcıklık” yapmakta, bu tutum karşısında şaşıran birçok anne baba da bilmeden “gıcıklık” yapmaktadır.

Bizler hoş karşılasak da karşılamasak da ergenlik ve gençlik çağındaki çocuklarımız, sadece bize değil, bizim temsil ettiğimiz büyükler toplumuna da başkaldıracaklardır. Anne babasıyla ters düşmeyen çocuklar, çocukluktan olgunluğa geçiş dönemini başarılı yürütemiyorlar ve kendi kendilerine birtakım çözümsüzlüklere saplanıyorlar demektir.

Devamı

2007/70. “Yaz Kur’an Kurslarında DKAB Öğretmenleri Görev Yapabilecek”

 “Yaz Kur’an Kurslarında DKAB Öğretmenleri Görev Yapabilecek” Zaman Gazetesi, 14 Haziran 2007, Bölüm: Gündem,  s.1, .

2007/69. "Nasıl Bir Anne-Babasınız? (1)" Hanımefendi, Haziran 2007 İstanbul sayı: 9, ss.4-5

NASIL BİR ANNE BABASINIZ? (1)

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Ailede, anne baba ile çocuk arasındaki iletişim ve anne babanın disiplin anlayışı, çocuğun eğitiminde önemli bir yer tutar. Anne babanın çocuklarıyla arasındaki ilişkilerine ve disiplin anlayışına göre, aileler, değişik şekillerde sınıflandırılmıştır.

Genel olarak aile ortamını sağlıklı ve sağlıksız olarak ayırabiliriz. Sağlıklı ailede bireyler, doğru bildiklerini söylemekte ısrar edebilir ve gerçekçi olmaya özen gösterir; kendi düşünce, duygu ve davranışlarından kendilerini sorumlu tutarlar. Sağlıksız ailede ise, bireyler dıştan denetimli kişiler olarak yetişir.

Çocuklarını her hâliyle kabul etmeleri için, anne babaların, kendi kendilerini kabul etmiş olmaları gerekiyor. Kendi kendileriyle uyum içinde olmayan, henüz kendilerini kendileri olarak benimseyememiş kişilerin, çocuklarını, ne olursa olsun kendilerinin bir parçası olarak kabul edebilmeleri güç olmaktadır. Bu bakımdan "kabul eden anne baba" ile "reddeden anne baba" deyimleri ortaya çıkmıştır.

Kabul eden anne baba genellikle seven anne babadır. Fakat bazı anne babalar, kendi istekleri ile çocuklarının istekleri arasındaki sınırı tayin edememektedirler. Kendilerini ve çocuklarını, aynı önemde kabul ederek, çocuğa kendisi olmak, kendini ifade etmek hakkını vermekle birlikte, anne babanın kendi haklarını da aynı derecede gözetmesi ve gerektiğinde evet de hayır da diyebilmesi önemlidir.

Devamı

2007/68. "Yaz Kursları İyi Bir Fırsattır" Yeni Dünya Dergisi, Haziran 2007 sayı:164, ss.44-46

BİR YAZINIZDA YAZ KURSLARI İYİ BİR FIRSATTIR DİYORSUNUZ BUNU BİRAZ AÇAR MISINIZ?

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Yaz Kur'an kursları, öğretici ve öğrenen açısından bir fırsat ve bir imkândır. Toplumda Kur'an-ı Kerim okumayı bilenlerin çoğu ilk defa Kur'an okumayı yaz kurslarında öğrenirler. Buralar, Kur'an bilgilerini ve temel dinî bilgileri almak için ilköğretim çağındaki çocukların çoğunun uğradığı mekânlardır. Bir günlüğüne de olsa birçok insanımız bu kurslara gitmişlerdir. Yaz kursları, birçok çocuğun ilk defa örgün eğitim anlayışıyla düzenli olarak, Kur'an-ı Kerim ve temel dinî bilgiler dersleri aldıkları yerlerdir. Bu çocukların çoğu daha sonradan yaygın ve örgün eğitim içinde bir daha Kur'an eğitimi almamaktadır. Bu derslerin önemini anlamak için, yaz kurslarının hiç olmadığını, eğitim görmek için hiçbir öğrencinin buralara gelmediğini düşünmek yeterlidir.

Yaz Kur'an kursları bir Türkiye gerçeğidir. Bildiğim kadarıyla yazın, okulların tatil olduğu bir dönemden yararlanarak çocuklara dinî eğitim vermek bize mahsus bir uygulamadır, dünyanın başka yerinde olduğunu da pek zannetmiyorum.

BİR DİYANET YETKİLİSİ, 'ÖYLE İNSANLAR VAR Kİ, DİNDARLIKLARI YAZ KUR'AN KURSLARINDA ÖĞRENDİKLERİ İLE KALIYOR' DİYOR.  BU KONUYLA İLGİLİ NE DİYORSUNUZ?

Ben de bu görüşe katılıyorum. Bunu olumlu anlamda alırsak, yaz kurslarının önemi anlaşılır. Ama bu kurslar yeterli değil dersek, o da bir anlamda doğrudur. Elbette yeterli değildir ama bugünkü şartlarda bu imkan vardır; bunu en iyi nasıl değerlendiririz ona kafa yormak lazımdır.

Devamı

2007/41. "İslam'da Ailenin Önemi"

İSLAM'DA AİLENİN ÖNEMİ

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Aile, anne baba ve çocuklardan oluşan en küçük toplum birimidir. Bu bakımdan aile toplumun temel taşı sayılmıştır. İlk toplumlardan günümüze kadar, bütün toplumlarda aile vardır. İnsanları diğer canlılardan ayıran önemli özelliklerden biri, insanların aile düzeni içinde yaşamalarıdır. Anne baba ve çocukların yanında nine, dede, amca, hala, dayı ve teyzeler de aileden sayılır.

Dinimize göre aile; anne, baba ve varsa çocuklardan oluşan kutsal bir yuvadır. Birbirlerine sevgi ve saygı bağlarıyla bağlı olan; aynı inanç, aynı düşünce ve aynı duyguları paylaşan; kendilerine düşen görevleri yerine getiren bireylerden oluşan aileler, huzurlu olurlar. Kur'an-ı Kerim'de "Allah sizlere kendinizden eşler, eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder."  buyurulur.

İslâm dini aileye büyük önem vermiştir. Çünkü aile hem kişinin huzur bulduğu bir ortam, hem neslin devamı için bir vesile, hem de kişiyi dince günah sayılan çeşitli kötülüklerden koruyan bir kurumdur. Kur'an-ı Kerim'de "İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda sevgi ve rahmet var etmesi Allah'ın varlığının belgelerindendir. Bunda düşünen insanlar için dersler vardır."4  buyurulur.

Toplumun özü ve temeli ailedir. Uygarlıkta ileri gitmiş ne kadar millet varsa, aile ocağında iyi eğitim görmüş bireylerden meydana gelmiştir. Çünkü milletler birçok ailenin birleşmesinden meydana gelmektedir.

Devamı

2007/40. "Çocuğa İyi 'Ben'lik Nasıl Kazandırılır?" Zaman Aile, 2 Mart 2007, sayı:221.

ÇOCUĞA İYİ "BEN"LİK NASIL KAZANDIRILIR?  

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Çocuklar benlik kavramıyla doğmazlar. Benlik kavramını anne-baba ve çevrelerinden öğrenirler. Eğer siz doğru ve güzel olanı öğretirseniz, çocuğunuz da iyi bir "benlik"e sahip olmuş olur.

Çocuğun temel kişilik yapısını belirleyen tek etken, onda belirecek benlik kavramı, yani kendi kendini nasıl gördüğüdür. Onun, okulda ve daha sonraki hayatında elde edeceği başarı, kendi benliği ve kendi varlık kavramıdır. Kişiliğin dıştan değil, içten görünüşü veya öznel yanıdır.

Benlik kavramının anlaşılması ve yapısını oluşturan unsurların çözümlenmesi, diğer bir deyişle, insanın kendisini tanıyabilmesi için, aşağıdaki soruların sorulması ve cevaplarının verilmesi gerekir.

Çocuk, kendisi ile ilgili çevresindeki ilk izlenimleri hissetmeye başlamasıyla benliği oluşmaya başlar. Benlik, kişinin kendisini algılama biçimidir. Diğer bir deyişle, benlik, bireyin kendi içine bakışı ve çevresinin ona baktığı şeklin birlikte algılanmasıdır. Çocuğun karakterinin oluşmasındaki en önemli etken "benlik kavramı" dır.

Devamı

2007/39. "Eğitimde Yeni Anlayışlar" Hanımefendi, Nisan  2007 İstanbul, sayı: 7,  ss..4-5.

EĞİTİMDE YENİ ANLAYIŞLAR

Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN

Çağımızda toplumsal değişimler o kadar çok hızlı olmaktadır ki, takip etmek bile zorlaşmıştır. Ancak ister istemez bu değişimleri takip etmek gerekmektedir. Çünkü bu değişimin gelişim yönünde olması, bilinçli ve tutarlı insanlar yetiştirerek mümkündür.

Günümüz toplumlarını iki ana özellikle karakterize etmek mümkündür:

1. Toplumun tüm hayat alanlarında yoğun bir bireyselleşme atılımının gerçekleşmesi.

2. Toplumda geçerli değer anlayışlarının çoğullaşması.

Son yüzyılda büyük değişimlere sahne olan dünyamızda insanoğlu daha birçok değişimlere hazır olmalıdır. Toplumdaki değişimlere paralel olarak, eğitim alanında da değişiklikler yaşanmaktadır. Eğitim alanındaki değişiklikleri kısaca şöyle sıralayabiliriz. Herkese eğitim, zorunlu eğitim, hayat boyu eğitim, çok kanallı eğitim, öğretmen merkezli öğretimden öğrenci merkezli öğretime geçiş, aktif öğretim, küreselleşme, toplam kalite yönetimi vb.

Günümüzde, eski dönemlerin çok bilen insan tipi, yerini bilgiyi gerektiğinde nerede, nasıl bulabileceğini bilen insana bırakmıştır. Yine çağlar boyu bilginin değişmez ve kalıcı olduğuna inanan insan tipi, yerini bilginin kısa zamanda değişip eskidiği bu nedenle sürekli yeni bilgiler peşinde kendini durmadan geliştirmeye çalışan insan tipine bırakmıştır.

Devamı

2007/38. "Çocuğa Kendi Güven Duygusu Kazandırılmalıdır. " Hanımefendi, Mart 2007, İstanbul sayı: 6, ss.4-5.

ÇOCUĞA, KENDİNE GÜVEN DUYGUSU KAZANDIRILMALIDIR

Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN

Hayatta başarının bir çok şartı vardır. Bence, başarının temelinde bir hedef sahibi olmak ve kendine güven gelmektedir. Kendine güvenen çocuk yetiştirmenin temeli çocuğun doğum anında başlar. Başka bir yazıda bu konuyu açıklayabilirim. Bu yazıda, çocuğa güven duygusu kazandırmak için dikkat edilmesi gerekli hususlar üzerinde duracağım.

İnsanın hayatı, ancak kendisine inandıktan sonra değişmeye başlar. Kendine inanan ve güvenen bir çocuk, bizzat kendini geliştirmeye uğraşır. Çünkü inanç ve güven, çocuğu harekete geçirir. Böyle bir çocuk, soru sormaktan, denemekten, araştırmaktan çekinmez, ayağına gelen fırsatları değil, onu bekleyen fırsatları kollar. Hayatı tanımakta, onun içinde dolaşmakta cesur davranır. Artık çocuk, kendi gelişme şartları üzerinde etkili bir rol oynamaktadır.

Devamı

2007/37. "Anne-Baba Çocuğu Okulda da Takip Etmelidir." Hanımefendi, Şubat 2007, İstanbul sayı: 5,  ss.4-5.

ANNE BABA ÇOCUĞU OKULDA DA TAKİP ETMELİDİR

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Çocuğun ahlâk eğitiminde onun öğrenme kaynaklarının en önemlilerinden biri de okul, okuldaki arkadaş çevresi ve öğretmenleridir. Okul, bir bakıma, evde kazanılan eğitimin sınandığı yerdir. Çocuğun okula uyum ve başarısı, anne babanın, onu yetiştirmedeki başarısının bir ölçüsüdür. Ancak okula başlamakla, anne babanın eğitici görevini tamamen öğretmene aktardığını düşünmesi de yanlış olur. Genel anlamda eğitim, evde ve okulda ortaklaşa yürütülür. Bu nedenle anne baba, imkanlar ölçüsünde çocuğu öğretim hayatında da takip etmelidir.

Anne babaların çoğu, ilkokula başlamanın çocukta ne büyük bir ruhsal gerilime yol açtığını anlamazlar. Oysa çocuk, bu dönemde büyük bir sarsıntı geçirmektedir. Hele çocuk yuvaya ve anaokuluna gitmemişse, bu sarsıntı daha da büyük olur. Okulun amacı, çocuklara ilerde kendi kendilerine yeten büyükler oldukları zaman gerek duyacakları bilgi ve becerileri öğretmektir. Çocuğunuzun toplumsal bir birey olmasını okul sağlar. Çocuk, bu dönemde yaptıklarına bakılarak değerlendirilecek veya yargılanacaktır. Sizin burada yapmanız gereken şey, çocuk başarılı da olsa başarısız da olsa, sevginizi ondan esirgememenizdir.

Devamı

2007/36. "Eğitimci Gözüyle Çocuğun Eğitiminde Ailenin Önemi" Hanımefendi, Ocak 2007, İstanbul, sayı:4, ss.6-9.

EĞİTİMCİ GÖZÜYLE ÇOCUĞUN EĞİTİMİNDE AİLENİN ÖNEMİ

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

       Aile, kan veya akrabalık bağıyla birbirine bağlı olan, aralarında toplumca belirlenmiş hak ve ödevlere sahip bireylerin oluşturduğu bir kurum, ortak değerleri olan bir gruptur. Genel anlamda aynı soya mensup veya birbirlerine evlilik bağı ile bağlı bulunan kişilerin tümüdür. Daha dar anlamda bir erkek ile kadın ve varsa çocuklarından oluşan toplumun en küçük birimi ve kurumudur.

       Aile toplumun temelidir. Aile, içinde yaşanılan toplumda, devlete kadar uzanan kurumlar zinciri içinde, diğer kurumların güçlü ve sağlıklı olmasını sağlayan en önemli birimdir. İnsanoğlu kendi neslini mükemmel bir şekilde ancak evlilik yolu ile koruyabilir. Ailenin en önemli işlevi, insan neslinin devamı için çocuk meydana getirip yetiştirmektir.

Devamı

2006/9.  "Eğitimde Yeni Arayışlar" Diyanet Aylık Dergi, Ocak 2006, Ankara sayı: 181, ss.  5-8.

EĞİTİMDE YENİ ARAYIŞLAR

Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

Çağımızda toplumsal değişimler o kadar çok hızlı olmaktadır ki, takip etmek bile zorlaşmıştır. İster istemez bu gelişimleri takip etmek gerekmektedir. Belli başlı değişiklikleri şöyle sıralayabiliriz:

1.Toplumsal değişim

2.İnsan anlayışı

3.Yaşama biçimi

4.Ekonomik şartlar

5.Eğitim anlayışı

6.Bilgi anlayışı.

Bir toplumun örgün ve yaygın eğitimi,  o toplumun bireylerinin dünya görüşlerini, kişilik oluşumlarını, hayat biçimlerini, çalışma alanlarını belirler. İşte bu nedenle, içinde bulunduğumuz sosyal ve kültürel şartlar, kendimizi, kurumlarımızı ve değerlerimizi yeniden incelememizi gerektiriyor.

Devamı

2006/10. "Çocuk Aşağılanmaktan,  Olumsuz Sıfat ve Tanımlamalardan Uzak Tutulmalıdır", Hakses, Ocak 2006

ÇOCUK, AŞAĞILANMAKTAN, OLUMSUZ SIFAT VE TANIMLAMALARDAN UZAK TUTULMALIDIR

PROF.DR.MEHMET ZEKİ AYDIN  

Çocuk eğitiminde anne babalar, öğretmenler yani tüm eğitimcilerin çok sık yaptığı yanlışlardan biri de çocuğu aşağılamak ve olumsuz sıfat ve tanımlamalarla çağırmaktır. Çocuğun hatalarından dolayı, asla onu küçültücü, benliğini yıkıcı, olumsuz adlarla çağırmamalı ve kötü sıfatlarla tanımlamaktan kaçınmalıdır. Çocuk, tedbirsiz bir hareketle etrafına zarar verdiğinde onu hemen "dikkatsiz biri" olmakla suçlamanın faydası olmadığı gibi, çocuğun bu suçlamayı gerçekten hak edip etmediği de tartışılabilir. Derslerine çalışması için sürekli dil döktüğünüz çocuğunuza "tembel" sıfatını yakıştırdığınızda onu çalışmaya teşvik etmiş olmaz, tam tersi, onun çalışma çabalarını engellemiş olursunuz. Çünkü o bir tembeldir ve niçin çalışsın? Ona "tembelsin" demeden de zamanında çalışmanın önemini anlatabilirsiniz. Onu "pis olmakla" suçlamadan da temizliğin gereğinden bahsedebilirsiniz. Terbiyesiz, pis, tembel, dikkatsiz, geçimsiz, huysuz, şımarık, ukalâ, geveze, aptal, beceriksiz.. gibi sıfatlar çocuklardan uzak tutulmalıdır.

Devamı



















2007/41. "İslam'da Ailenin Önemi"