 |
2008/13. Belçika'da İslamofobi Bu tebliğde, öncelikle kısaca İslamofobi konusunda bilgi verilecek, sonra Belçika’da Müslümanlara yapılan ayrımcılıklar ve İslamofobi diyebileceğimiz örneklere yer verilecek ve son olarak da çözüm önerileri sunulacaktır.
Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN[1
İslamofobinin Tanımı
İslamofobi kelimesi anlam olarak "İslam korkusu" demektir. Terim olarak İslam'dan ve Müslümanlardan korkma, çekinme tutumunu ifade eder. Kelime son yıllarda kullanılmaya başlanmış olup 11 Eylül saldırısından sonra sık sık gündeme getirilmektedir.
Tarihî kökleri İspanya'da Endülüs'ün İslam tarafından fethedilmesine kadar iner. Haçlı seferlerine asker devşirmek isteyen Kilise mensuplarının yaptığı propagandalar ile düşünce zemini Hristiyanlığa karşı tehditler ve tehlikeler üzerinde oluşturulmuş olan "İslamofobi", İslam ile Hristiyanlar arasındaki ilişkilerin, tanışıklığın yaygınlık kazanması ile yüzyıllar içerisinde azalmış iken yaklaşık son 10 yıldır yeniden yaygınlık kazanmıştır.
İslamofobi, özellikle 11 Eylül 2001 tarihinde New-York'taki "İkiz Kuleler" saldırılarından sonra Hristiyan dünyasında daha önceki yabancı düşmanı ırkçı eğilimlerden kaynaklanarak şiddetlenmiştir. Avrupa ülkelerinde işsizlik, nüfusun yaşlanması gibi yeni durumların beslediği yabancı düşmanlıklarının en önemli öznesi olarak Müslümanlardan korku giderek bir paranoyaya dönüşmüştür. Bu paranoyanın bazı güç odakları tarafından manipüle edildiği de düşünülmektedir.
Devamı
2007/91. “Etkili ve Verimli Din Hizmeti Nasıl Olmalıdır?” Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 3-4 Kasım 2007 tarihlerinde Kızılcahamam’da düzenlenen I.Din Hizmetleri Sempozyumu’nda sunulan tebliğ.
Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN[1]
VERİMLİ VE KALİTELİ DİN HİZMETİ NASIL OLMALIDIR?
Diyanet İşleri Başkanlığı, kendisine kanunlarla verilen yetki ve görevle yaygın din eğitimi ve din hizmeti veren bir kurumdur. Ülkemizin her köşesinde, doğumdan ölüme kadar halkımıza hizmet veren bu kurum, hizmetlerini verimli ve kaliteli bir şekilde yapmak durumundadır.
Dünya hızla değişiyor. Din hizmetlerini, bu değişimden uzak bir fanusun içine koyup saklamak mümkün değildir. Değerleri ve ihtiyaçları sürekli değişen bir insanlıkla karşı karşıyayız. Din hizmeti konusunda, yarının fırsatları ve tehditleri hakkında iyi planlanmış bir bakış açısı geliştirmeden, bu hizmetlerin sağlıklı bir şekilde yoluna devam etmesi düşünülemez. Değişime karşı direnmekle değil, değişimi yerinde ve doğru okumakla başarılı olacağımızı bilmeli, yani değişimi yönetmeliyiz.
Ben bu konuşmamda ayrıntıya girmeden verimli ve kaliteli din hizmetiyle ilgili önerilerimi örneklerle sunmak istiyorum.
Hemen başta belirteyim, buradaki eleştiri ve tekliflerimin muhatabı sadece din görevlisi veya DİB mensupları değil, Türkiye’de yaşayan herkestir. Bu çerçevede öncelikle, gerçekten çok zor bir görev alanı olan din görevlilerimize, camide ve cami dışında başarıyla devam ettirdikleri hizmetlerinden dolayı takdirlerimi, tebriklerimi ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Verimli ve Kaliteli Ne Demektir?
Devamı
2007/90. “Belçika’da İslamofobi” Eski Yeni Yayınları tarafından 3 Kasım 2007 tarihinde Ankara Kocatepe Cami Konferans Salonunda düzenlenen, Batı Dünyasında İslamofobi ve Anti-İslamizm Paneli’nde panelist olarak yapılan konuşma.
2006/62. “Avrupa Birliği Sürecinde Dinî Kurumlar ve Din Eğitimi” 2006/62. İSAV tarafından 17-19 Kasım 2006’da İstanbul Eresin Otelde düzenlenen “Avrupa Birliği Sürecinde Dinî Kurumlar ve Din Eğitimi” konulu Milletlerarası Tartışmalı İlmî Toplantıda “Celine Beraud’un tebliğini müzakere.
17-19 kasım 2006 tarihlerinde İstanbul Eresin Otelde İSAV tarafından düzenlenen AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİNDE DİNİ KURUMLAR VE DİN EĞİTİMİ konulu Milletlerarası Tartışmalı İlmî Toplantıda,
Doç. Dr. Céline BÉRAUD’un “Avrupa Kurumları ve Dinî Öğretim Meselesi: Güncel Bir Tartışma” başlıklı tebliğinin müzakere metni.[1]
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]
Öncelikle, bu güzel sunusu için Bayan Béraud’a teşekkür ediyor, kendisini kutluyorum.
Sayın Béraud’un aşağıdaki görüşlerine katıldığımı belirtmek istiyorum veya dikkat çekmek istiyorum. Son birkaç yıla kadar Avrupa ülkelerinde din eğitimi tartışmalarına rastlanmıyordu. Ancak, 11 Eylül olayından sonra konu tekrar tartışılmaya başlandı. Bu tartışmaların bir diğer nedeni veya tartışmaları körükleyici olarak Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslümanların çocuklarının din eğitimi sorunlarını belirtmek gerekir. Özellikle Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde İslam din dersi, camilerde yapılan din eğitimi çalışmaları oldukça yoğun biçimde ülkelerin gündemlerini oluşturmaktadır.
Avrupa Birliği belgelerinde din eğitimiyle ilgili kararlar konusunda ayrıntılı esaslar yer almamakta, bu konuda ülkelere göre değişik uygulamalar bulunmaktadır.
Türkiye’de din eğitimi sorunu, yaygın olarak tartışılmakta ve sürekli güncelliğini korumaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, bu tartışmalar daha uzun süre devam edecektir. Türkiye’nin Avrupa Birliğine aday olması, tartışmalara ayrı bir boyut daha kazandırmaktadır.
Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulamalar bilinmeden, herkes kendi kafasında oluşturduğu Avrupa çerçevesinde değişiklikler beklemektedir. Bu konuda kimi çevreler, Avrupa ülkeleri okullarında zorunlu din dersi yoktur derken kimileri de, Avrupa Birliğine girersek dinî özgürlüklerimizin artacağını söylemektedir. Bu konuda cevaplandırılması gereken iki soru şudur:
1. Avrupa Birliği bizim din eğitimimizi ne kadar değiştirecek?
2. Din eğitimi uygulamalarında Avrupa ülkelerinin hepsinde durum aynı mıdır?
Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da tartışmaların çoğu zaman bilimsellikten uzak olduğu gözlenmektedir.
Devamı
2006/57. "Hangi Avrupa İçin Hangi Eğitim" GERFEC (Avrupa Hristiyan Öğreticiler İçin Eğitim ve Araştırma Grubu) ve Değerler Eğitimi Merkezi tarafından 29 Temmuz - 5 Ağustos 2006 tarihlerinde İstanbul DEM’de düzenlenen "Hangi Avrupa İçin Hangi Eğitim" konulu workshop.
Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN[1
GERFEC
Le Groupement Européen d’Etude et de Recherche pour la Formation des Enseignants Chrétiens
5, rue Trubner 6700 Strasbourg, tél : 00 33 388 35 03 90/ fax : 00 33 388 36 70 74/
e-mail : g.caffin@libertysurf.fr
Stage « A »
22 to 30 July 2006
Theme:
What sort of Education for what sort of Europe?
Course organisers
:
Mehmet Zeki Aydın- Turkey
Monique Chauvet - France
Kari Flornes - Norway
Devamı
2005/6. “Avrupa Birliği Ülkelerinde Din Öğretimi ve Türkiye İle Karşılaştırılması” AVRUPA Birliği ÜLKELERİNDE DİN öğretimİVE TÜRKİYE İLE KARŞILAŞTIRILMASI[1]
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]
Bu tebliğde, önce Avrupa ülkelerindeki din öğretimi uygulamaları hakkında bilgi verilecek ve ardından da Türkiye’deki din öğretimi uygulaması ile karşılaştırılacaktır.
Problem
Çeşitli ülkelerdeki din eğitimi uygulamalarının bilinmesi ve Türkiye ile karşılaştırılması, karşılaştırmalı eğitim bilimi ve Türkiye’deki din eğitimi tartışmaları açısından önem taşımaktadır.
Türkiye’de din eğitimi sorunu, yaygın olarak tartışılmakta ve sürekli güncelliğini korumaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, bu tartışmalar daha uzun süre devam edecektir. Türkiye’nin Avrupa Birliğine aday olması, tartışmalara ayrı bir boyut daha kazandırmaktadır.
Avrupa Birliğine girme süreci içerisinde olan Türkiye’de birliğe tam üyelikle birlikte bir çok şeyin değişmesi kaçınılmazdır. Bu çerçevede Avrupa Birliği üyeliği ile eğitimimizde özellikle de din eğitimi uygulamalarında nasıl değişiklikler olacaktır? Avrupa Birliği, din eğitimi konusunda Türkiye’den bazı değişiklikler isteyecek midir? Bu vb. sorular zaman zaman sorulmakta ve çoğu zaman Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulamalar bilinmeden, herkes kendi kafasında oluşturduğu Avrupa çerçevesinde değişiklikler beklemektedir. Bu konuda kimi çevreler, Avrupa ülkeleri okullarında zorunlu din dersi yoktur derken kimileri de, Avrupa Birliğine girersek dinî özgürlüklerimizin artacağını söylemektedir. Bu konuda cevaplandırılması gereken iki soru da şudur:
1. Avrupa Birliği bizim din eğitimimizi ne kadar değiştirecek?
2. Din eğitimi uygulamalarında Avrupa ülkelerinin hepsinde durum aynı mıdır?
Devamı
2004/13. "İslâm Ve Barış" İSLÂM ve BARIŞ[1]
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
Sivas CÜ İlâhiyat Fakültesi
İslâm, kelime anlamıyla teslim olmanın yanında barış, huzur, selamet, emniyet ve güven vermek anlamlarına gelir. Terim olarak, son tevhit dini olan İslâm dinini ifade eder. Barış ise, insan hayatını yıkan veya hayatın zevklerinden mahrum eden silahlı mücadelenin yokluğu, savaş ve çatışmanın olmaması hâlidir. Barışın zıttı savaştır.
Bireyler ve toplumlar arası ilişkilerin temelinde barışın mı, yoksa savaşın mı bulunduğu tartışma konusu olmuştur. İlk insandan bu yana, savaşların, çatışmaların daima ön plânda yer aldığını görürüz. Tartışılan bir diğer konu da “İnsan yaratılıştan iyi midir, kötü müdür? sorusudur. Bu soruya, “İnsan insanın kurdudur.” diyen düşünürler olduğu gibi insanın doğuştan tamamen iyi olduğunu iddia edenler de olmuştur. İslâm, insanın bozguncu, bencil ve kötü özelliklerini inkar etmez. Ancak insan olmanın temel özelliklerini göstermeyi de ihmal etmez. Bu durum, Kur’an’da insanın yaratılışının anlatıldığı bölümde, Allah'ın "Yeryüzünde emirlerimi yerine getirip varlıklar üzerinde tasarrufta bulunacak bir halife yaratacağım." buyurduğu ve meleklerin "Yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökecek birisini mi yaratacaksın?" diye sorduğu, buna karşılık Hz. Adem'e bütün isimleri öğrettiği bildirilmektedir. (2/Bakara 30) Bu ayetlerden anladığımıza göre, insanın hem halifelik yönü hem de olumsuz yönü bulunmaktadır. Bu durumda ister istemez akla şu zoru takılmaktadır. Gerek bireyler, gerekse toplumlar arasındaki ilişkilerde insanların halifelik yönü mü, yoksa hayvanî yönü mü esas olmalıdır? (2/Bakara 208; 16/Nahl 125; 5/Mâide 2)
Devamı
2004/7. III. Din Şurası’nda komisyon üyesi ve Recai Doğan’ın tebliğini müzakere. Bu yazı, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 20-24 Eylül 2004’te Ankara’da yapılan III. Din Şurası’nda Recai Gündoğan’ın Avrupa’da Kur’an-ı Kerim ve Dinii Bilgiler Kursları: Problemler ve Çözüm Önerileri ( Almanya Örneği) başlıklı tebliğini müzakere metnidir, III. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2005, ss. 410-412.
Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN[1
Şimdi, ikinci müzakerecimizi davet ediyorum; Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, buyurun.
Prof. Dr. M. Zeki Aydın - Teşekkür ediyorum Hocam.
Önce, tüm değerli hocalarımı sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Recai Bey, 15 sayfalık tebliğini burada tam sunamadı. Tebliğinde, önce Kur'an kurslarının durumunu ortaya koyuyor, sorunları açıklıyor ve arkasından da öneriler geliştiriyor. Ben, ilgili arkadaşların, özellikle tebliği ayrıntılı olarak okumalarını tavsiye ediyorum. Ben de katkıda bulunmak üzere görüşlerimi açıklamak istiyorum.
Sabahleyin açılış oturumunda Diyanet İşleri Başkanımız şöyle bir şey demişti: "Kısa vadede, orta vadede ve uzun vadede uygulanmak üzere çözüm önerileri, somut öneriler bekliyorum." Ben de bu çerçevede, önce 2000 yılında Avrupa Birliği Şurasında, 2002 yılında Kayseri'de sunduğum tekliflerimi tekrarlıyorum. Öncelikle sorunu temelinden almak ve ona göre çözüm arayışına girmek daha uygundur. Bu sorunun temelinde, Avrupa'daki insanlarımızın yerinin belirlenmesi yatmaktadır. Artık, Avrupa'daki işçilerimize geçici, gurbetçi işçi şeklinde bakmamak gerekiyor. Onlardan geri dönecek kimse yok gibidir. Dolayısıyla onlar orada kalıcıdırlar. O zaman, onların kendilerini adlandırdığı gibi, biz de kendilerine "Batı Avrupa Türkleri" diyelim. Batı Avrupa'da yaşayan Türklerin çeşitli sorunları, ihtiyaçları var, kendileri orada nasıl kalıcı iseler, sorunları da kalıcıdır. Dolayısıyla bu ihtiyaçlarına da geçici çözümler yerine, kalıcı çözümler üretelim.
Devamı
2003/13. “İmam Hatip Lisesi Arapça Ders Programı Uygulamalarıyla İlgili Sorunlar” 2003/13. “İmam Hatip Lisesi Arapça Ders Programı Uygulamalarıyla İlgili Sorunlar” Değerler Eğitim Merkezi tarafından 6-7 Aralık 2003 tarihinde İstanbul’da düzenlenen “İmam-Hatip Liselerinde Eğitim ve Öğretim” konulu toplantıda yapılan müzakere metni.
2003/9. “İlâhiyat Fakültelerinde Arapça Öğretimi ve Problemleri” İMAM HATİP LİSESİ ARAPÇA DERS PROGRAMLARININ TANITIMI[1]
Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]
Öncelikle bu toplantıyı düzenleyen ve özellikle benim anketimi İstanbul’daki öğretmenlerimize dağıtan ve toplayan Sakarya Üniversitesi’nin değerli yönetici ve çalışanlarına çok teşekkür ediyorum. Aynı şekilde toplantımıza katılanlara da teşekkür ediyorum.
Bu konuşmada, İmam Hatip Liselerinde Arapça ders programını tanıtacağım.
Ülkemizde Arapça öğretimi ilk ve orta öğretimde; İmam-Hatip Liselerinde, yüksek öğretimde; İlâhiyat Fakülteleri, Arap Dili ve Edebiyatı bölümleri ile Arapça Öğretmenliği bölümlerinde; yaygın eğitim kurumlarında; Halk Eğitim Merkezleri ve özel dershanelerde yapılmaktadır.
İmam-Hatip ve Anadolu İmam-Hatip Liselerindeki meslek dersleri içinde, Arapça dersi bir anlamda anahtar konumundadır. Başta Kur'an ve Hadis olmak üzere dinî kaynaklar Arapça’dır. Bu nedenle meslekî metin/diyalogları okuyup anlayabilmek için bu dili öğrenmek gerekmektedir. Bugün İmam Hatip Liselerinin hazırlık sınıflarında haftada 15 saat Anadolu İHL de 9 saat, diğer sınıflarda 4’er saat Arapça dersi okutulmaktadır.
Devamı
2003/1. “Din Eğitimde Metodoloji Problemi Konulu Tartışmalı İlmî İhtisas Toplantısı” 10-11 Mayıs 2003 tarihlerinde İstanbul’da İslâmî İlimler Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen “Din Eğitimde Metodoloji Problemi” Konulu Tartışmalı İlmî İhtisas Toplantısında yapılan müzakere metinleri
Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN[1
Prof. Dr. Cemal Tosun’un “Din Öğretimi Yöntemlerinin Bilimselleştirilmesi” başlıklı tebliğini müzakere
Öncelikle, bu toplantıyı düzenleyen vakıf yetkilileri ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Aynı şekilde, Prof. Dr. Cemal Tosun arkadaşımızı “Din Öğretimi Yöntemlerinin Bilimselleştirilmesi” başlıklı tebliğini açık ve anlaşılır bir biçimde hazırlamasından dolayı tebrik ediyorum. Gerçekten doyurucu bir tebliğ olmuş teşekkür ediyorum.
Tebliğe kullanılan kavramların anlamlarını açıklayarak başlamak çok yararlı bir yaklaşım. Cemal Bey, burada hem kavramları ne anlamda kullandığını açıklıyor hem de söz konusu kavramların kullanımındaki yanlışlara dikkat çekiyor.
Gerçekten özellikle bizim ilâhiyatçılar arasında eğitim ve öğretim tanımlarında bir yanlış anlama bulunmaktadır. Eğitim kavramı bir çok disiplin tarafından farklı şekilde tanımlanmıştır. Günümüzde eğitim bilimcilerinin yaptıkları, bir anlamda teknik tanıma göre eğitim, bir davranış değişikliği oluşturma sürecidir. Buradaki anahtar kavram davranış kelimesini açarsak konu daha iyi anlaşılır. Davranış, canlının görülen ve görülmeyen tüm faaliyeti demektir. İnsanların inançları, düşünceleri, duyguları, tutumları, becerileri, alışkanlıkları, huylarına davranış diyoruz. Buna göre eğitimi tanımlarsak; eğitim, bireyin davranışlarında (yani, inançlarında, düşüncelerinde, duygularında, tutumlarında, becerilerinde, alışkanlıklarında, huylarında) değişiklik oluşturma sürecedir.
Devamı
2002/8. “Yılmaz Özakpınar’ın İslam Dünyasında Kültür Değişmesi adlı bildirisini müzakere.” Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN[1
Doç. Dr. M. Zeki AYDIN (Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tutarlı ve güzel tebliğinden dolayı Yılmaz Özakpınar Hocarnı tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum. Yaklaşık 100-150 yıldır Türkiye'de ya da İslam dünyasında değ¬işim eşittir Batılılaşma şeklinde bir anlayış var. Ama, nelerin alınması gerektiği konusunda değişik görüşler var. Hocam, bir anlamda bunları sentezlemiş, uzlaştırmış ve bize bir model öneriyor. Katılmamak mümkün değil.
Bilindiği gibi, Batılılaşma önce askeri alanda Avrupa'yı taklitle başladı. Daha sonra oradan siyasi bir uzantısı olarak laikliği aldık ve bu değişimi devlet eliyle gerçekleştirınek üzere yola çıktık. Yılmaz Bey, bu değişimle ilgili olarak, bilinçli olarak bu değişim devam ediyor dedi. "Bilinçli" kelimesini, neyi niçin yapıyor anlamında aldığımız zaman pek bilinçli yaptığımız söylenemez; ama, "bilinçli"yi iradi olarak, isteğe bağlı olarak anlarsak, herhalde bu anlamda isteğe bağlı olarak Batılılaşıyoruz. Ama, herhalde tam bilinçli olarak yaptığımız söylenemez; yani, neyi niçin yaptığımız anlamında, orada eksiğimiz olduğunu düşünüyorum.
Hocam, diyor ki, "bütün enerji olumlu işlere yöneltilmelidir; ne laikliğe karşı ağız dalaşına girişmeli ne de bin yıldır Türk kültürüyle işlenen İslam medeniyetini küçültecek ve Müslümanların ruhunu yaralayacak tavırlar içine girilmemelidir." Bence, bu sözler Hocamın tebliğini özetliyor, buna katılmamak mümkün değil.
Devamı
2002/4. "Batı Avrupa Ülkelerinde Yaşayan Türkler İçin Din Görevlisi Yetiştirilmesi" Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN[1
BATI AVRUPA ÜLKELERİNDE YAŞAYAN TÜRKLER İÇİNDİN GÖREVLİSİ YETİŞTİRİLMESİ [1]
Doç. Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]
Bu tebliğde önce, Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkler için din görevlisi yetiştirilmesinin gereği üzerinde durulacak, sonra da bu görevlilerin Türkiye’de ve söz konusu ülkelerde yetiştirilmesine yönelik teklifler açıklanacaktır.
PROBLEM
Bugünkü T.C. sınırları içerisinden Batı Avrupa ülkelerine yönelen ilk göçler, 20. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemine rastlar. 1900-1920 yıllarında Osmanlı Türklerinin Avrupa'daki varlığı hissedilse bile, Türk nüfusunun patlaması 1961 yılından sonra olmuş ve imzalanan göç antlaşmaları çerçevesinde belli bir hareketlilik kazanmıştır. Ancak, işgücü ihtiyacını ülke dışından karşılayan ülkelerin, kapılarını kapatarak işçi alımlarını durdurmasıyla ülkede Türk nüfusunun artması, doğal olarak, aile birleşimine ve doğumlara bağlı hâle gelmiştir. Bugün Batı Avrupa ülkelerinde bulunan Türklerin sayısını tam tespit etmek oldukça güçleşmiştir. Ancak genel olarak Batı Avrupa ülkelerinde yaşayanların 3 milyondan fazla olduğu kabul edilmektedir.
Başlangıçta çalışmaya yalnız giden erkek işçileri izleyen kadınlar ve çocuklar, 1970'li yıllarda göçmen işçilerin düzenli aile yerleşimine geçmesine imkan sağlamıştır. İşçi göçü Batı ekonomilerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak gelişen bir olgudur. Bunu, nüfus artışı kısıtlı olan Avrupa ülkelerinin demografik destek ihtiyacına cevap olan aile göçleri izlemektedir. Ancak, bu tür ihtiyaçların giderildiği kanısı yaygınlaştığında, Avrupa Hükümetleri'nin göç yollarını tek yönlü olarak kapattığı gözlenmektedir. Nitekim, 1980'li yıllarda toplu işçi alımları durdurulmuş ve aile birleşmelerine de kısıtlamalar getirilmiştir. Bu durum, Avrupa'ya dağılan Türk nüfusunun giderek artma çabasını ve Avrupa'da yetişen nesilde akraba evliliklerini gündeme getirmiştir. Eşlerini tercihen Türkiye'den getiren Türkler de göçmen nüfusun artışına katkıda bulunmaktadırlar.
Devamı
2002/3. "Kur'an Kurslarının Sorunları ve Geleceği" Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tarafından 28-29 Mayıs tarihinde Kayseri’de düzenlenen “Yaygın Din Eğitiminin Sorunları” sempozyumunda Prof. Dr. M. Faruk Bayraktar’ın “Kur’an Kurslarının Sorunları ve Geleceği” başlıklı tebliğini
MÜZAKERE[1]
Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN[1
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, öncelikle hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum.
Müzakereye başlarken Sayın Hocamı bu doyurucu tebliği için tebrik ediyor, kendisine teşekkürlerimi sunuyorum. Gerçekten Hocam, 1992'de yayımlanan çalışması ile Kur'an kursları konusunda yeterli bilgi birikimine sahip bir kişidir. Bu tebliğ yeni bilgi ve gözlemlerle de desteklenmiştir.
Tebliğde Kur'an kurslarının sorunları sistematik olarak ele alınmış ve çözüm önerileri sıralanmıştır. Ben burada tebliğe eleştiriden çok bazı noktaları biraz daha açarak katkılarda bulunacağım.
Kur'an kursu öğreticilerinin öğretmenlik bilgilerinin eksik olması önemli bir konudur. Bu konuda yeni atamalarda ilâhiyat fakültesi mezunlarının ataması yapılması şart görünüyor. Bunun yanında mevcut öğreticilerin hizmet içi eğitimleri önemlidir. İmkanlar ölçüsünde öğreticilerin uzun süreli hizmet içi eğitimden geçirilmeli hedef olmalıdır. Ancak özellikle bayan öğreticileri uzun süreli ve başka şehirlerde kurs veya seminere almak oldukça sorunludur. Hatta görev yaptıkları şehirlerde bile hizmet içi eğitimde zorluklar yaşanmaktadır. Bir çoğu evli ve öğleden sonralarını çalışmayacak şekilde düzenleyen öğreticiler için hizmet içi eğitim çalışmalarının eylül ve ekim ayları içinde yapılmasının uygun alacağını düşünüyorum. Bilindiği gibi eylül ve ekim aylarında Kur'an kurslarına öğrenci kayıtları yapılmaktadır. Bir çok kursta öğrencilerin toplanması yaklaşık ekim ayının sonunu bulmaktadır. Bu durumdan yararlanarak bu aylarda kurslarda iki saatlik bir dersten sonra öğreticiler iki üç saatlik bir hizmet içi kurs veya seminerine alınabilirler. Böylece hem kurslar kapanmamış hem de öğreticiler eğitilmiş olurlar. Hizmet içi eğitim çalışmalarında İlâhiyat Fakülteleri ile işbirliği yapmanın önemini de bir daha hatırlatmakta yarar vardır.
Son olarak, tebliğde üzerinde durulan kurslarda sosyal ve kültürel faaliyetlerin yapılması ile ilköğretim okullarından ve halk eğitim merkezlerinden yararlanmanın da önemli olduğunu vurgulamak istiyorum.
Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım.
Doç. Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]
[1 Bu MÜZAKERE, Erciyes Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi tarafından Kayseri'de 28-29 Mayıs 2002 tarihlerinde düzenlenen "Yaygın Din Eğitiminin Sorunları Sempozyumu" nda, Prof.Dr. Mehmet Faruk Bayraktar'ın "Kur'an Kurslarının Sorunları ve Geleceği İle İlgili Bazı Düşünceler" başlıklı tebliğine yapılmıştır.
[2] Sivas C.Ü. İlâhiyat Fakültesi Din Eğitimi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi.
Devamı
2001/9. Din Eğitiminin Günümüzdeki Problemleri ve Çözüm Önerileri Tartışmalı İlmî Toplantı 2001/9. Kenan Demirtaş’ın ve Prof. Dr. Cemal Tosun’un bildirilerini müzakere, TİDEF tarafından düzenlenen, Din Eğitiminin Günümüzdeki Problemleri ve Çözüm Önerileri Tartışmalı İlmî Toplantı, Ankara 2001, ss.30-33, 48-49.
2001/8. Prof. Dr. Beyza Bilgin ve Prof. Dr. Cemal Tosun'un bildirilerini müzakere. Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN[1
Doç. Dr. Mehmet Zeki AYDIN
(Sayın Prof. Dr. Beyza BİLGİN'in tebliğinin tartışması)[1]
Teşekkür ediyorum, Sayın Başkan. Ben öncelikle değerli konuşmacılara teşekkür ediyor, dinleyenlerimizi de saygıyla selamlıyorum. Beyza Bilgin Hocamız ve Recai Doğan Bey, tarihî süreç içerisinde Türkiye’deki din dersini ortaya koydular. Ben bu görüşleri eleştirmekten daha çok katkılarda bulunmak istiyorum. Bunu yaparken de dinleyicilerimizin iki grup olduğunu görerek hareket etmek istiyorum. Bildiğimiz gibi burada Türkiye’den katılan değerli dinleyiciler var ve bu son bölümde ağırlıklı olarak konuşmacı olarak gelmiş Türkiye’deki din dersi uygulamalarını öğrenmek isteyen yabancı konuklarımız var. Bu her iki grubun da dünden bu yana dinledikleri Avrupa’daki din öğretimi uygulamaları ile Türkiye’deki din öğretimi uygulamalarını sağlıklı bir şekilde karşılaştırabilmeleri için biraz daha açıklamaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Avrupa ülkeleri özellikle iki tür okul yapısına sahiptir. Bunlardan birisi kamu okulları, diğeri de özel okullardır. Bu okullardaki uygulamalar, kendi tarihî yapıları içerisinde ülkelere göre farklılık gösterdiği gibi, program ve programların uygulanması bakımından da birbirinden ayrılmaktadır. Özel okulların çoğunluğu, dinî grup ve cemaatlere bağlı özellikle de Kiliselere bağlı okullardır. Dolayısıyla bu okullardaki öğretim din ağırlıklı olarak verilmektedir. Bu nedenle, bu ülkelerdeki din dersleri bizim Türkiye’de mezhebe dayalı dediğimiz (confesionnelle) din dersidir. Bu dersin amacı, inananlarına kendi dinlerini öğretmek, öğrencilerin dinî duygularını geliştirmektir. Türkiye’deki din eğitimi uygulamaları ise, ülkemizin durumu ve devlet yapımıza bağlı olarak gelişmiştir. Türkiye’de Batıdaki anlamda iki tip okulumuz yoktur. Tek tip okul vardır. Özel okullarımız vardır ancak, bu okullar, paralı olması ile özel kişi ve kurumlar tarafından işletilmesinin dışında program ve uygulamalar açısından devlet okullarından farklı değildir. Buna bağlı olarak, Türkiye’deki din dersi ve diğer derslerin programı tek tiptir. İki uygulamanın karşılaştırılmasında, bu durumu çok açık bir şekilde görmek mümkündür. Ben, Türkiye’deki din dersi uygulamalarının, sorunları olmasına rağmen, kendi tecrübemiz içerisinde geliştirdiğimizi düşünüyorum. Çünkü her ülkenin siyasî, sosyal ve kültürel yapısı o ülkedeki din dersinin uygulanış biçimini de belirlemektedir. Türkiye’deki uygulamalara, kendi tecrübesi ışığında biraz önce anlatılan, tarihî süreci de dikkate alarak baktığımız zaman, güzel bir yere gelmiş bulunmaktadır. Şu andaki duruma göre, Anayasamızın 24. maddesi din eğitim ve öğretiminin devletin denetim ve gözetimi altında olacağını belirtmektedir. Devletin denetim ve gözetim hakkı olan bir yerde, devletin görevi de var demektir. İşte devletin görevlerinden birisi de, halkın dinî ihtiyaçlarını karşılamaktır. Türkiye’deki sosyolojik yapıya baktığımız zaman, diğer bir çok Avrupa ülkesine göre çok ayrı dine mensup insanların olmadığını görüyoruz. Dinî dağılım açısından, yüzde bir gibi bir azınlığın dışında ortak bir dinî paydamız vardır. Bu çerçevede devlet, vatandaşların dinî ihtiyaçlarını karşılamak üzere, 1982 yılına kadar, isteğe bağlı şekilde, okullarda din dersine yer vermiştir. Ancak son 1982 Anayasasıyla, inanıp inanmamak kendisine bağlı olmakla birlikte, öğrenciler, yaşadıkları toplumdaki dinî inançları bilmek ve ortak din kültürü almak açısından din dersi okumak zorundadır. Bu çerçevede, Türkiye’deki Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi derslerinin içeriği, diğer dinlerle birlikte, İslâm dini ağırlıklı şekilde oluşturulmuştur. Bunun yanında, derslerde ahlâkî bilgilerde ağırlıklı olarak yer almaktadır. İşte bu açıdan baktığımız zaman, Türkiye’deki uygulamaların, Türk tecrübesini yansıttığını ve bu konuda bir çok ülkeye örneklik edebileceğimizi düşünüyorum. Çünkü her toplumun kendi tarihî, kültürel ve sosyal yapısı gereği din dersinin farklı uygulamaları olabilir. Nitekim Avrupa Birliği ülkelerinin kendi içerisinde farklı uygulamalar olduğunu görüyoruz. Örneğin, bir Belçika’daki yapıyla Fransa’daki yapı hiç birbirine benzememektedir. Avrupa Birliği yasalarında ve belgelerinde de “her ülke din eğitimini kendi yapısına göre belirler” ilkesi geçerlidir. Ülkemizdeki uygulamalar, bizim için şanstır ve bu şansı iyi kullanarak şu anki uygulamamızın eksikleriyle beraber geliştirilmesi yerinde olacaktır. Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.
Mehmet Zeki AYDIN
Devamı
2001/4. “Avrupa Birliği Ülkelerinde Din Eğitimi Uygulamaları ve Türkiye İle Karşılaştırılması” Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN[1
AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE DİN ÖĞRETİMİ VE TÜRKİYE İLE KARŞILAŞTIRıILMASI[1]
Doç. Dr. Mehmet Zeki AYDIN
Sivas C.Ü. İlahiyat Fakültesi
Din Eğitimi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi
Bu tebliğde, önce Avrupa Birliği ülkelerindeki din öğretimi uygulamaları hakkında bilgi verilecek ve ardından Türkiye’deki din öğretimi uygulaması ile karşılaştırılacaktır.
Problem
Çeşitli ülkelerdeki din eğitimi uygulamalarının bilinmesi ve Türkiye ile karşılaştırılması Karşılaştırmalı Eğitim Bilimi ve Türkiye’deki din eğitimi tartışmaları açısından önem taşımaktadır.
Türkiye’de din eğitimi sorunu, yaygın olarak tartışılmakta ve sürekli güncelliğini korumaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, bu tartışmalar daha uzun süre devam edecektir. Türkiye’nin Avrupa Birliğine aday olması, tartışmalara ayrı bir boyut daha kazandırmaktadır.
Avrupa Birliğine girme süreci içerisinde olan Türkiye’de birliğe tam üyelikle birlikte bir çok şeyin değişmesi kaçınılmazdır. Bu çerçevede Avrupa Birliği üyeliği ile eğitimimizde özellikle de din eğitimi uygulamalarında nasıl değişiklikler olacaktır? Avrupa Birliği, din eğitimi konusunda Türkiye’den bazı değişiklikler isteyecek midir? Bu vb. sorular zaman zaman sorulmakta ve çoğu zaman Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulamalar bilinmeden, herkes kendi kafasında oluşturduğu Avrupa çerçevesinde değişiklikler beklemektedir. Bu konuda kimi çevreler, Avrupa ülkeleri okullarında zorunlu din dersi yoktur derken kimileri de, Avrupa Birliğine girersek dinî özgürlüklerimizin artacağını söylemektedir. Bu konuda cevaplandırılması gereken iki soru da şudur:
1. Avrupa Birliği bizim din eğitimimizi ne kadar değiştirecek?
2. Din eğitimi uygulamalarında Avrupa ülkelerinin hepsinde durum aynı mıdır?
Bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da tartışmaların çoğu zaman bilimsellikten uzak olduğu gözlenmektedir. Bu nedenle konunun bilimsel çerçevede ele alınmasında yarar vardır. Bunun için Avrupa ülkelerinde din eğitimi uygulamalarını bilmemiz ve bu tecrübelerden yararlanılarak kendi sistemimizi değerlendirmemiz gerekmektedir.
Devamı
2000/6. "Batı Avrupa Ülkelerinde Yaşayan Türkler İçin Din Görevlisi ve Din Dersi Öğretmenlerinin Yetiştirilmesi" Prof.Dr.Mehmet Zeki AYDIN[1
BATI AVRUPA ÜLKELERİNDE YAŞAYAN TÜRKLER İÇİN DİN GÖREVLİSİ VE DİN DERSİ ÖĞRETMENLERİNİN YETİŞTİRİLMESİ [1]
Doç. Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]
Bu tebliğde önce, Batı Avrupa ülkelerindeki İslam din dersi ile ilgili gelişmeler açıklanacak, bu ülkelere yönelik İslam din dersi öğretmenlerinin yetiştirilmesinin gereği üzerinde durulacak, sonra da bu öğretmenlerin Türkiye’de ve söz konusu ülkelerde yetiştirilmesine yönelik teklifler açıklanacaktır.
PROBLEM
Batı Avrupa’ya önceden işçi olarak giden gurbetçilerimize artık Batı Avrupa Türkleri denilmektedir. Önceleri bekar olarak giden işçilerimizin helal gıda ve namaz vb. pratik ibadet ihtiyacını gidermek temeline dayanan yapılanmalar, aile göçleri ile birlikte başta çocukların eğitimi olmak üzere ciddi kurumlar oluşturma gereğini ortaya koymuştur. İlk önceleri acil ihtiyaçlar, Türkiye’den öğretmen, din görevlisi gibi personel gönderilmesi ve bu insanların kendilerinin kurdukları dernekler tarafından açılan mescitler, kurslar, kültür merkezleri vb. yoluyla karşılanmaya çalışılmıştır.
Ancak, bugün gelinen noktada, Batı Avrupa ülkeleri dediğimiz Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İsveç, İsviçre ve Norveç’te bulunan yaklaşık 3 milyon civarındaki Türklerin bulundukları ülkelerden dönüş yapmak istemedikleri bilinen bir gerçektir. O halde, artık söz konusu ülkelerdeki Türklere geçici işçi ve gurbetçi gözüyle bakmaktan vazgeçerek onları, Batı Avrupa Türkleri olarak adlandırmak ve sorunlara bu açıdan bakmak gerekmektedir. Ayrıca Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan bu Türkler, diğer Müslümanlarla birlikte Avrupa ülkelerinde Müslüman azınlık durumuna gelmişlerdir.
Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslümanların sosyal, kültürel, dini, ve eğitim yönünden bir çok sorunu bulunmaktadır. Bunlardan birisi de çocukların içinde yaşadığı ortama uyumlu biçimde Müslüman kişiliğini ortaya koyabilmesidir. Müslüman çocuklarının bu kimliği kazanmaları, bir çok etkene bağlı olmakla birlikte, sağlıklı bir İslam din eğitimi almalarını gerekli kılmaktadır. Bilindiği gibi, Batı Avrupa ülkelerinde çocukların İslam dini eğitimi alabilecekleri aile, cami ve okul olmak üzere üç önemli kurum bulunmaktadır.
Devamı
1999/5. "Din Öğretiminde Yeni Modeller" 1999/5. "Din Öğretiminde Yeni Modeller", Cumhuriyetin 75. Yılında Türkiye'de Din Eğitimi ve Öğretimi, (İzmir 4-6 Aralık 1998), Ankara 1999, ss.572-577.
1997/4. Genel Öğretim İçinde Din Eğitimi ve Öğretimi, Bilimsel Toplantıda yapılan müzakereler 1997/4. Genel Öğretim İçinde Din Eğitimi ve Öğretimi, Bilimsel Toplantıda yapılan müzakereler, İFAV Yayınları, İstanbul 1997.
| |
 |